Âşık Remzâni

 

 
ŞAH HATAYİ   110
 
 
Hazırlayan:  Hasan OYTUN
          
 
            Alevi inancında Yedi Ulu Ozanlardan biri olan Şah İsmail Hatayi, Azeri asıllı Türkmen’dir. Babası Şeyh Haydar, anası Akkoyunlu hükümdarı Uzun  Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm Sultan’dır. 1487 yılında Güney Azerbaycan’ın Erdebil kentinde doğmuştur.
            Alevilerin Cemlerinde deyişleri en çok okunan Yedi Ulu Ozanlar`dan biridir. Şah İsmail Hatayi, 1500 yılında Erzincan’nın Sarıkaya Yaylasında, Seyyid Ocakları mensubu Dedeler ile Türkmen aşiret ve oba beylerinin katıldığı büyük Türkmen kurultayında başkanlık etmiş, 9 Eylül 1502 tarihinde de Tebriz’de Safevi Türkmen Kızılbaş Devleti’ni kurmuştur. Anadolu insanının duygularına tercüman olan düvaz imam ve deyişleriyle gönüllerde taht kurmuş “kalem ve kılıç sahibi” olmuş, HAK- MUHAMMED-ALİ sevgisini terennüm etmiş, deyişleri CEM ibadetlerinin temelini oluşturmuştur.
            Alevi inanç ve ilkelerini coşkulu bir şekilde işleyen şiirleri, yüzyıllardır Anadolu’nun ve Balkanlar’ın her köşesine yayılmış, ezberlenmiş, aşıklar sazlarıyla çalıp söylemişlerdir. Günümüzde de ŞAH HATAYİ SEVGİSİ Alevilerce değerinden hiçbir şey kaybetmeden yaşatılmaktadır. 37 yaşında iken Azerbaycan’da Hakk’a yürümüştür. Kabri Erdebil’dedir.
Ozanımızın hayatı ile ilgili daha geniş bilgi için "Yedi Ulu Ozanlar" bölümüne girebilirsiniz !          
 
-1-
Âdem oldum geldim Âdem içine
Nasîb olmaz dürlü candan içeru
Zenbûr olub kândan kâna geçerken
Bir kâna uğradım kândan içeru
 
Kardaş gel erkâna bu erkân değil
Oynatma atını bu meydân değil
Süleyman’dan esen Süleyman değil
Süleyman var Süleyman’dan içeru
 
İrfân meclisinde irfân almışam
Lâ’l-i Bedahşan’dan mercân almışam
Bin cânı verüben bir cân almışam
Ol cânı saklaram candan içeru
 
Hatâyî Sultân’ın nutkunu hakla
Ne dileğin varsa kendinde yokla
Mürşidin pendini iyice sakla
Damardan ilikten kandan içeru
 
-2-
Âftâb-ı âlem-i tevhîdi kıldı âşikâr
Kalmadı dünyâ yüzünde mihnet-i jeng-i gubâr
Bu duâyı zâhir etti ol şeh-i Düldül süvâr
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
Bin şükür bes tahtına geldi Süleymân-ı zamân
Hükmüne fermanber oldu hem zemîn ü âsmân
Bu duâyı hâtemine yazdı çün nakş-ı nişân
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
Çünki çıktı Kâ’be’den hak ile bâtıl farkına
Bâtıl oldu ol kişi aldandı dünyâ zevkına
Bu duâyı okuyanlar düşdü rahmet garkına
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
Tanrı arşdan Kürs’e indirdi anın çün bî-nikâb
Sâki sırrın keşf kıldı aradan gitti hicâb
Bu duâyı hak bilenler secdeye kıldı şitâb
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
Bu kamer devrinde mü’min müşrikîn oldu cüdâ
Bunu böyle tâ ezelden zikr ederdi Mustafâ
Mü’minin dilinde dâim zâhir idi duâ
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
Doğdu mağribden güneş geldi kıyâmetten nişân
Îsi gökten yere indi zâhirâ devr-i zamân
Bu duâyı eyledi Hak leşkeri vird-i zebân
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
Mehdi-i sâhib zamân devrânı geldi âleme
Külli eşyâ ehlinin sultânı geldi âleme
Bu duâ derd ehlinin dermânı geldi âleme
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
Ey Hatâyî Mehdi-i sâhib zamân devrânıdır
Ehl-i fazla va’de-i hûr ü cinân devrânıdır
İsm-i A’zam zâhir oldu Câvidân devrânıdır
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfekâr
 
-3-
Akıl gel beru gel beru
Gir gönüle nazar eyle
Görür göz işidir kulak
Söyler dile nazar eyle
 
Baştır gövdeyi götüren
Ayak menzile yetüren
Dürlü maslahat bitüren
İki ele nazar eyle
 
Sofî isen alub satma
Helâline harâm katma
Yolun eğrisine gitme
Doğru yola nazar eyle
 
İki elin kızıl kanda
Çok günâhlar vardır bende
Yâ İlâhî kerem sende
Düşkün kula nazar eyle
 
Hatâyî eydür yâ Ganî
Veren Mevlâ alur canı
Evvel kendi kendin tanı
Sonra ile nazar eyle
 
-4-
Ali’nin sırrına ereyin dersen
Bir mürşid-i kâmil bul da andan gel
Küfrünü imâna satayım dersen
Var kendi küfrünü bil de andan gel
 
Şerîat ma’nisi insane sözdür
Tarîkat sözlerimiz gece gündüzdür
Gönül bahr-i aşktır deryâ denizdir
Bahrî ol ummâna dal da andan gel
 
Pişiri pişiri söyle sözünü
İki babdan ayırma gör gözünü
Mürşidine teslim eyle özünü
Musâhib kapusun bul da andan gel
 
Cellâd oluben cânına kıyagör
Ârif olub her ma’niden duyagör
Cesedin kendi elinden yuyagör
Kendi namâzını kıl da andan gel
 
Şah Hatâyî’m ma’ni söylerim dilden
Ayırırlar seni kibr ile kinden
Ölmeyene nasîb olmaz bu yoldan
Var ölmezden evvel öl de andan gel
 
-5-
Ali´yi severem candan içeru
Yolunun sürerem yoldan içeru
 
Bana bende demen bende değilem
Dahi bendeler var benden içeru
 
Dinin terk edenün işidür küfrü
Ol ne küfürdür imandan içeru
 
Şeriat tarikat ma´rifet haktdır
Hakikat od´u var andan içeru
 
Süleyman kuş dilin bilür dediler
Süleyman var Süleyman´dan içeru
 
Hak rehberi varır Hak´ka yetürür
Dahi rehber var rehberden içeru
 
Şah Hatâyî özün Hak´ka yetürür
Kapuda kul dürür sultan içeru
 
-6-
Bahârın geldiği neden bileyim
Gül dikende biter bülbül daldadır
Eyyûb’un teninde iki kurt kaldı
Biri ipek sarar biri baldadır
 
Gönlüne getirme şek ile gümân
Seyyid Nesîmî’ye de ol oldu şân
Tanrı ile bin bir kelâm söyleşen
Ali Medîne’de Mûsâ Tûr’da dır
 
Şerîat yolunu Muhammed açtı
Tarîkat gülünü Şah Ali seçti
Şu dünyadan nice yüz bin er geçti
Anlar ittifakta Mehdî yoldadır
 
Âdemin hâtemin zât-ı Fazlullâh
Eşyâyı gark etmiş bu bir sırrullâh
Şehinşâh-ı kutb-i âlem zıllullâh
Kudret-i nârı mü’min kuldadır
 
Şah Hatâyî’m eydür sırrını deme
Kılagör namâzın kazâya koma
Şu yalan dünyâda hiç sağım deme
Tenin teneşirde sinin saldadır
 
-7-
Bâtınımda dedi bana bir aziz
Mahabbetten geçen Hakk’dan da geçer
Vermen nasîbini kesin gıdâsın
Mahabbetten geçen Hakk’dan da geçer
 
Mahabbet Âdem’i Hakk’a yaradır
Mahabbet etmeyen can müdârâdır
Dünyâ vü ahrette yüzü karadır
Mahabbetten geçen Hakk’dan da geçer
 
Gerçek olan bir nefese inana
Canımız veririz kurbân cânâna
Lâ’net olsun ikrârından dönene
Mahabbetten geçen Hakk’dan da geçer
 
Mahabbetten hâsıl oldu Muhammed
Ali’ye verildi cümle velâyet
On iki imâmın erkânı şefâat
Mahabbetten geçen Hakk’dan da geçer
 
Dört kapu kırk makâm yetmiş iki kat
Mahabbet dedikleri tecellî-zât
Mü’mine müslime hayır nasîhat
Mahabbetten geçen Hakk’dan da geçer
 
Mahabbet dediğin haslar hasıdır
Mahabbet olmayan Hakk’ın nesidir
Dost Hatâyî’nin bu Hakk nefesidir
Mahabbetten geçen Hakk’dan da geçer
 
-8-
Ben de bildim benlik yoktur özümde
Benliğim mürvete saldım ezelden
Tuttuğumuz îman ikrâr kapusu
Bir pîrin eteğin tuttum ezelden
 
Şerîat öğrendim bin bir ad içün
Hakîkat öğrendim ayn-ı zât içün
Ma’rifet öğrendim bu sıfât içün
Tarîkate hizmet ettim ezelden
 
Şerîatın ince yolları vardır
Hakîkatin derin gölleri vardır
Ma’rifetin gonca gülleri vardır
Bülbülüm gülşende öttüm ezelden
 
Rahmân kılıcıdır Seyf-i Ahmedî
Çaldı çâr pâreden Tîğ-ı Hayderî
Fâtıma hem Zülfikâr-ı Kanberî
O demde kırklara yettim ezelden
 
Nûh ile ben bir gemiye binmişem
Yûsuf’u tufanla sele vermişem
Sanma bu cihâna henüz gelmişem
Bunca geldim bunca gittim ezelden
 
Hüseynî’yem bugün meydân içinde
Okudum dinledim irfân içinde
Yetmiş bin yıl evvel Fürkân içinde
Cebrâil’e kelâm ettim ezelden
 
Hatâyî ümîdim kesmezem Hakk’tan
Bizi vâr eyledi o demde yoktan
Balçığımız yuğurmuştur topraktan
Türâbîyem yerde bittim ezelden
 
-9-
Bendesiyem can ü dilden padişahımdır Ali
Gözlerim nuru ziyası bedr-i mahımdır Ali
Yoluna hak olduğum püştü penahımdır Ali
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
 
Men Hasen Hulk-i Rıza'nın bir muhibb-i haliyem
Hamdülillah kim hasedle kibr ü kinden haliyem
Şah Hüseyn-i Kerbela'nın baş açık abdalıyem
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
 
Şah Zeynel Abidin hem Bakır ile Ca’fer‘i
Biliniz bunları sevmektir iman ey din eri
Daima söyle bu nutku olmayasın serseri
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
 
Musa-i Kazım'ı her kim bildi oldu ehl-i Hak
Gel şehim şahı Ali Musa Rıza'dan al sebak
Ten gözünü giderüb can gözü ile ana bak
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
 
Şah Taki vü ba Naki'nin kulu ol ey bahtiyar
Bunları sevene rahmet eyledi Perverdigar
Mü'min olanlar bu nutku zikr ederler aşikar
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
 
Askeri'ye asker olmak diler isen ey hümam
Kıl tevella hanedana Ahmed'i bulgıl tamam
Hatm oliserdir imamet Mehdi'de beyn-el-enam
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
 
Ey Hatâyî gafil olma işbu dünya fanidir
Her ne kim geldi vücude alemin mihmanıdır
Bu kelamı vird edinmek arifin erkanıdır
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
 
-10-
Bir can bir can özenüb gelince
El uzatmayınca etek tutulmaz
Rehberinden tevbe okunmayınca
Yuyma anın insanlığı bilinmez
 
Kâmil rehber dürür özünü yuyan
Ol kerem kânıdır suyunu koyan
Varub Hakk ceminde yerini bulan
Musâhibsiz anın özü yuyulmaz
 
Musâhibi olan özü yuyulur
Hak ceme elsiz ayaksız varılur
Kahrı küfrü lûtfu hep imân olur
Aşnasız işleri varsa da olmaz
 
Aşna gerek imiş yola gitmeğe
Cehd eyleyüb dost gediğin aşmaya
Dört kapu içinde bir ev yapmaya
Mürşidsiz ol dört kapudan girilmez
 
Mürşid olur dört kapudan girilür
Özün teslîm edüb rızâ sürülür
Mü’min ise nûrdan kefen sarılur
Pirsiz cemâatte namâz kılınmaz
 
Namâz kılar cemâatte irfânda
Cânın yargılasın o tatlı sinde
Yarın varırsanız mahşer yerinde
Yargılanmadan cennete girilmez
 
Hatâyî’m türâba indirdi teni
Âleme nûr ile doldurdu seni
Pîrin meydânında kurtarsın seri
Anlar cehennemin od’una yanmaz
 
-11-
Bir gün Muhammed evde otururken
Dört melâik ana nidâ getürdü
Selmân’ın çeğnide geldi bir oğlan
Ne güzel izzetle kelâm getürdü
 
Muhammed oğlanın selâmın aldı
Kalkuben ayağa buyurun dedi
Muhammed oğlana yerini verdi
Oğlan geçti seccâdeye oturdu
 
Cebrâil der bu oğlanı bilsevüz
İzzet edüb selâmını alsavuz
Üstümüzde benlik vardır görsevüz
Ayağına yüzümüzü sürüdü
 
Muhammed der bu oğlan Ali’dir
İns ü cinn ü meleklerden uludur
Gerçeklerin izzet etmek yoludur
İşitti Cebrâil özün yitürdü
 
Ali yaradılmış mısın sen dedi
Muhammed yüzünü gördü dost dedi
Melekler Ali’den nişan istedi
Zühre yıldızın alnında getürdü
 
Oğlanın Ali idüğün bildiler
Mürvet deyüben dârına durdular
Özlerine hayli sitem sürdüler
Birisi cennetten elma getürdü
 
Elmayı getürüb tercemân kodu
Şah eline alub çâr pâre kırdı
Birini Muhammed nitti gördü
Uçan melekler dergâha yetürdü
 
Hakk Teâlâ gör nice nazar kıldı
Cümle velâyeti Şah ana verdi
Biri Düldül biri Zülfikâr oldu
Fâtıma vü Kanber anda yaturdu
 
Şah Hatâyî eydür özün bilenler
Arayub özünde gevher bulanlar
Üstad nazarında kâmil onlalar
Anlar da özün dergâha yetürdü
 
-12-
Bir güzelin vücudunun şehrine
Bak nazar eyle de hemen arif ol
Dükkanında dediğin metaına
Bak nazar eyle de heman arif ol
 
Seyr et özge erenlerin göresin
Tabib sarar yüreğimin yarasın
Çerb eyleme muhabbetin çırasın
Yak nazar eyle de heman arif ol
 
Hercai güzele koşma başını
Hercailik edüb atar taşını
Müşteri bulursan çöz kumaşını
Sat nazar eyle de heman arif ol
 
Beş vakit farzdır sünneti de kaç
Özünü tanış da müşkilini seç
Hakikat tarlasına Ma’rifet ler saç
Ek nazar eyle de heman arif ol
 
Hatâyî’m der rahm etmezem yalana
Özün teslim eder kendi gelene
Ay Ali’dir gün Muhammed bilene
Bak nazar eyle de heman arif ol
 
-13-
Bir nefescik söyleyeyim
Dinlemezsen neyleyeyim
Aşk deryâsın boylayayım
Ummâna dalmağa geldim
 
Aşk harmanında savruldum
Hem elendim hem yuğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydâna yenmeğe geldim
 
Ben Hakk’la oldum âşinâ
Kalmadı gönlümde nesne
Pervâneyem âteşine
Şem’ine yanmağa geldim
 
Ben Hakk’ın kemter kuluyam
Kem damarlardan berîyem
Ayn-ı cemin bülbülüyem
Meydâna ötmeğe geldim
 
Şah Hatâyî’dir özümde
Hiç hilâf yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Dârına durmağa geldim
 
-14-
Bir kandilden bir kandile atıldım
Türab olup yeryüzüne saçıldım
Bir zaman Hakk idim Hakk ile kaldım
Gönlüme od düştü yandım da geldim
 
Evelden evvele biz Hakkı bildik
Hakktan nida geldi Hakka Hakk dedik
Kırklar meydanında yunduk pak olduk
İstemem yunmayı yundum da geldim
 
Şunda bir kardaşla kayda düşmüşüm
Pirler makamında yanmış pişmişim
Kırklar meydanında hem görüşmüşüm
İstemem yanmayı yandım da geldim
 
Şah Hatâyî eder senindir ferman
Olursun her kulun derdine derman
Güzel şahım sana bir canım kurban
İstemem kurbanı kestim de geldim
 
-15-
Biz de hânedana gider der idik
Mihmân canlar bize safâ geldiniz
Her sabah her sabah yüzüm üstüne
Mihmân canlar bize safâ geldiniz
 
Beli dedik bir gerçeğin destine
Canım kurbân olsun Hakk’ın dostuna
Her sabah her sabah yüzüm üstüne
Mihmân canlar bize safâ geldiniz
 
Tuttuğumuz bir gerçeğin elidir
Gittiğimiz imâmların yoludur
Serçeşmemiz Hacı Bektaş Velî’dir
Mihmân canlar bize safâ geldiniz
 
Gitti yoldaşlarım kaldım yalınız
Bağçede açılur gonca gülümüz
Şeker mahabbetiz tatlı dilimiz
Mihmân canlar bize safâ geldiniz
 
Baykuş gibi ne beklersin vîranı
Şükür olsun seni bize vereni
Sultan Hatâyî’nin işi yereni
Mihmân canlar bize safâ geldiniz
 
-16-
Biz ezelden ta ebed meydana gelmişlerdenüz
Şah-ı Merdan aşkına merdane gelmişlerdenüz
 
Yazmağa Hakk'un Kelamullah'ı natık şerhini
Bu beyanun ilmine Kur'an'e gelmişlerdenüz
 
Gayı mutlak'dan temaşa'yı ruh-i ziba içün
Bu şehadet mülküne seyrane gelmişlerdenüz
 
Kainatı suret-i Rahmene tebdil eylerüz
Ruh-i Kuds'ün Ruhıyuz insane gelmişlerdenüz
 
Bir mu'anber turranın küfrine amenna deyüb
Hakk'a teslim olmuşuz iymane gelmişlerdenüz
 
Sak-i Baki elünden mest olub içmekteyüz
Katre-i mest olmışuz mestane gelmişlerdenüz
 
Ey Hatâyî iyd-i Ekberdür cemali dilberün
Biz bu iyd-i Ekber'e kurbane gelmişlerdenüz
 
-17-
Bizim içtiğimiz dolu
Erenlerin dolusudur
Ummânlara dalub giden
Erenlerin gemisidir
 
Hiç ummâna dalmadın mı
Dalub gevher almadın mı
Tâlib yola gelmedin mi
Yine kendi bilisidir
 
Ulu şarlar bedestânlar
Al çiçekli gülistânlar
Ala gözlü mestâneler
Pîrim Ali korusudur
 
Kimdir bunu böyle deyen
Erenlerden öğüd alan
Yeşil alem çeküb gelen
Pîrim Ali kendisidir
 
Şah Hatâyî Didâr’a bak
Mansur ipin boynuna tak
Nesîmî oldu Hakk’la Hak
Ol üzülen derisidir
 
-18-
Bu yolun yolcusu olayım dersen
Elde iki karpuz tutmalı değil
Derviş olup şalvar giyeyim dersen
Gâhi giyüb gâhi atmalı değil
 
Laden bahçesinde gonca gül olmaz
Kâmil ile yoldaş olan yorulmaz
İki mahlûk vardır Hakk’a kul olmaz
Mağrurluk kibirlik etmeli değil
 
Mağrurlar orada olurlar yalan
Kibir imiş yorulub yollara kalan
Eğer yolcu isen köprüyü dolan
Göz göre çamura batmalı değil
 
Koyun kuzusuna nasıl meledi
Öküzün kulağına kimler enedi
Garib bülbül gül dalında tünedi
Her çalı başında ötmeli değil
 
Şah Hatâyî İmam Câfer muhbiri
Hakk’ın yârânıdır Veysel Karânî
Hakk’ın haznesinden gelen güheri
Müşteri olmayana satmalı değil
 
-19-
Bugün ele almaz oldum ben sazım
Arşa direk direk çıkar avazım
Dört şey vardır bir karındaşa lazım
Bir ilim, bir kelam, bir nefes, bir saz
 
Güzel Ali´m çıksa çıksa salınsa
Bedir aylar gibi doğsa dolunsa
Dört şey vardır bir karındaşa lazım
Bir hayr, bir şer, bir ibadet, bir niyaz
 
Yaz olunca çayır çimen üstüne
Armağan sunarlar dostu dostuna
Dört şey vardır avı almış destine
Bir şahin, bir doğan, bir espir, bir baz
 
Cahil olan söyler sözün bilmez
Meydana gelince özünü bilmez
Dört şey vardır cennet yüzünü görmez
Bir münkir, münafik, bir yezid, gammaz
 
Şah Hatâyî´m eydür sen kulun nider
Güzel dünyasını terk eder gider
Dört şey vardır yıldan yıla devr eder
Bir aydır, bir gündür, bir kıştır, bir yaz
 
-20-
Bugün mâtem günü geldi
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
Senin derdin bağrım deldi
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Kerbelâ’nın önü yazı
Yüreğimden çıkmaz sızı
Yezîdler mi kırdı sizi
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Bizimle gelenler gelsün
Serini meydanda koysun
Hüseyn ile şehid olsun
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Kerbelâ’nın yazıları
Şehid düştü gâzîleri
Fatma ana kuzuları
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Esti deli poyraz esti
Kâfir Mervân bizi bastı
Hüseyn’in başını kesti
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Kerbelâ’nın önü düzdür
Geceler bana gündüzdür
Şah Kerbelâ’da yalnızdır
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Gökte yıldız paralandı
Şehribân ana karalandı
İmâm Hüseyn yaralandı
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
İmâm Hüseyn attan düştü
Kâfir gelüb kanın içti
Atı Medîne’ye kaçtı
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Bir su verin ma’sum cana
Yezîd içti kana kana
Fatma ana yana yana
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
Kerbelâ’da biter yonca
Boyu uzun beli ince
Şah Hatâyî’m kasârınca
Âh Hüseyn ü vâh Hüseyin
 
-21-
Çıktım kırklar yaylasına
Çağırdım üçler aşkına
Özümü ummâna saldım
Muhammed Ali aşkına
 
Gelsin Muhammed’im gelsin
Düşmüşlerin elini alsın
Cânım Hakk’a kurban olsun
Muhammed Ali aşkına
 
Gelin şu faktan geçelim
Akı karayı seçelim
Âb-ı kevserden içelim
Muhammed Ali aşkına
 
Bu dünyâ kurulu bir faktır
Gerçeklere sözüm yoktur
Allah bir Muhammed haktır
On İki İmam aşkına
 
Şah Hatâyî’m der varalım
Anda dîdarlar görelim
Gerçeğe canlar verelim
Muhammed Ali aşkına
 
-22-
Dâimâ fikrimde zikrim ya Muhammed yâ Ali
Gönlümün evinde şükrüm yâ Muhammed yâ Ali
Kendi özün tanıyamaz seni yakin bilmeyen
Âlemin âyînesisin yâ Muhammed yâ Ali
 
Kalmışam zulmet içinde sen inâyet kıl bana
Men günahkârem günahkâr yâ Muhammed yâ Ali
Seyyid-i Battâl Gazî, Hacı Bektâş-ı Velî
Cümlesinin sırrı sensin yâ Muhammed yâ Ali
 
Baş açık yalın ayak yüğürüşür abdallar
Kerbelâ’da çağrışurlar yâ Muhammed yâ Ali
Bu Hatâyî vâsıl olmuş sıdk ile şâha müdâm
Dü cihanda matlabım bu yâ Muhammed yâ Ali
 
-23-
Dervişlik eydür bana
Sen derviş olamazsın
Bari diyeyim sana
Sen derviş olamazsın
 
Özünden gecmeyince
Birliğe yetmeyince
El etek tutmayınca
Sen derviş olamazsın
 
Özün ile fakırsın
Dürlü diller okursun
Var yok yere kakırsın
Sen derviş olamazsın
 
Kakmak eğer olaydı
Muhammed´den kalaydı
Derviş terkin kılaydı
Sen derviş olamazsın
 
Hatâyî´m Hak kuludur
Akar çesmi selidir
Dervişlik pek uludur
Sen derviş olamazsın
 
-24-
Dil ile dervişlik olmaz
Hâli gerek yol ehlinin
Arıleyin her çiçekten
Balı gerek yol ehlinin
 
Geçmek gerek dört kapıdan
Kurtulasın mürebbîden
Mürebbîden musâhibden
Eli gerek yol ehlinin
 
Men gezerim dertli dertli
Öter firkatli firkatli
Bülbül gibi ünü tatlı
Dili gerek yol ehlinin
 
Men gezerim ayık ayık
Deryâlarda olur kayık
Bülbülleri Şâha lâyık
Gülü gerek yol ehlinin
 
Hatâyî’m der kuşak kuşan
Toz olur türâba düşen
Budur dervişliğe nişan
Yolu gerek yol ehlinin
 
-25-
Dilbera hüsn ü ruhin gülzar ü cennet bilmişem
Her ne kim senden gelürse ayn-ı rahmet bilmişem
 
Her ne kim cevr ü cefa kılsan bu miskin gönlüme
Ben gamından ağrıman bu cana minnet bilmişem
 
Tende can oldukça gitmen astanından senin
Kakipayın ey sanem başımda devlet bilmişem
 
Her ne kim senden gelürse haste canım nüş eder
Kahrını rahat senin cevrini hürmet bilmişem
 
Men Hatâyî bendeyem bir padişah-ı vakte kim
Eşiğinde kulluğun sultanca izzet bilmişem
 
-26-
Dinim içinde îmândır musâhib
Gönül tahtında sultândır musâhib
 
Koruk değil ana çubuk denilmez
Tarîk evinde tersândır musâhib
 
Yolumuz incedir varabilene
Sefil gönülde mihmândır musâhib
 
Yola eğri giden menzile ermez
Sülûk içinde erkândır musâhib
 
Musâhib yol varandır ey Hatâyî
Muhibb-i hânedanımdır musâhib
 
-27-
Diz çöküben zikr edelim
Cân ü dilden illâllah Hû
Yedi ceddin yarlığamış
Anınca illâllah Hû

Bunda yanar imiş odlar
Anda olurmuş heybetler
Cehennem kapusun kitler
Anınca illâllah Hû

Okumuşam dört kitâbı
Âyet âyet ü harf be harf
Cümlesinden gürbüz erdir
Anınca illâllah Hû

Başı yasdığa düşünce
Gezer imânın kasdına
Şeytan ana zafer kılmaz
Anınca illâllah Hû

Can Hatâyî’m hepisine
Andan şâhın tapusına
Sekiz uçmak kapısına
Yazmışlardır illâllah Hû
 
-28-
Dön beri dön beri yüzün göreyim
Ben seni Ali'nin yoluna saldım
İkrarı boynuna zencir olası
Ben seni Ali'nin yoluna saldım
 
Yarden ayrılmışam bu gündür yasım
İşitsün avazım dinlesün sesim
Yollar karim olsun ikrarın hasım
Ben seni Ali'nin yoluna saldım
 
Fatma ana oturur muhkem yurduna
Yüzün gören yanmaz tamu od'una
İmamda okunan hutbe adına
Ben seni Ali'nin yoluna saldım
 
Şah Hatâyî'm eydür derdlerim komam
Yezidler çevirmiş vermiyor aman
Yardımcımız olsun On İki İmam
Ben seni Ali'nin yoluna saldım
 
-29-
Dün gün intizârım sana Kerbelâ
Varalım İmâm-ı Hüseyn aşkına
Serden gayrı sermâyem yok elimde
Verelim İmâm-ı Hüseyn aşkına
 
Ne hûb öter şu seherin bülbülü
Mani söyler îman ehlin kulları
Taze açılmış Askerî’nin gülleri
Derelim İmâm-ı Hüseyn aşkına
 
Rehber tâlibini arıkla getür
Tamâm eyle eksik yerlerin yetür
Rızâ lokmasını meydâna getür
Yiyelim İmâm-ı Hüseyn aşkına
 
Kapuyu kakdı kırkların birisi
Birisinden mest olubdur vârısı
Sarı kaya pâdişahın korusu
Konalım İmâm-ı Hüseyn aşkına
 
Şah Hatâyî’m bu yola beli deyu
Çağrışurlar Muhammed Ali deyu
Cümlemiz bir ikrârın kulu deyu
Varalım İmâm-ı Hüseyn aşkına
 
-30-
Dün ü gün isteğim budur Hudâ’mdan
Mürşidimden gayrı nem var benim de
Dâimâ ayırdı beni izinden
Mürşidimden gayrı nem var benim de

Mürşide hile olmaz doğru gelinür
Yalanın bünyâdı yoktur delinür
Her ne ister isen anda bulunur
Mürşidimden gayrı nem var benim de

Yedi yerde İmam Ca’fer makâmı
Verdiler elime çün erzâkımı
Nakd elinde Şeyh Safî’nin makâmı
Mürşidimden gayrı nem var benim de

Muhammed Ali’nin doğru erkânı
Mürşidine var ki göresin seni
Mürşidin gemidir tâlib yelkeni
Mürşidimden gayrı nem var benim de

Bu sözü söyleyen Sultan Hatâyî
Hatâyî’den gayrı kim var gedâyî
Saların üstüne bin bir kazâyı
Mürşidimden gayrı nem var benim de
 
-31-
Dünyâdan elin çek divâne gönlüm
Ulaş bir üstâda er ile görüş
Mürşid nazarını yâd ederse dil
İkilikten geçüb bir ile görüş
 
Er eteğine yüz sürmek dilersen
Aslına zâtına ermek dilersen
Hakk’ın Cemâl’ini görmek dilersen
Nûr ile nûr olup sır ile görüş
 
Sen nefsini öldür olagör yeksân
Varlık gömleğini eylegil üryân
Yedi iklim dört köşede Lâmekân
Erenlerin sırrı nûr ile görüş
 
Âşık-ı sâdıklar ola gelmiştir
Ağlayanlar bugün güle gelmiştir
El ele el Hakk’a bula gelmiştir
Tanı kendi özün pîr ile görüş
 
Hatâyî biçâre kuldur şâhına
Hünkâr Hacı Bektaş nazargâhına
Deli gönül hâk ol düş dergâhına
Er olayım dersen er ile görüş
 
-32-
Eğer tarikattan haber sorarsan
Murtaza Ali’dir pirimiz bizim
Göre geldiğimizi süre gideriz
Kırklardan ayrılmış sürümüz bizim
 
Hak yolundan özge yola sapmayız
Rıza kapısından taşra çıkmayız
Cennet cehennem korkusu çekmeyiz
Bunda sorulmuştur sorumuz bizim
 
Sırrı Hakka gerçeklere baş koştuk
Çiğ yerimiz yoktur kürede piştik
Ne yoldan ne farzdan sünnetten düştük
O can gediğidir yerimiz bizim
 
Kazancımızı meydana getiririz
Eksikliğimiz varısa bitiririz
Aşna meşrep evinde otururuz
Bine sayılmıştır birimiz
 
Eydür Şah Hatâyî’m gerçek erenler
Orda pişman olur burada yerenler
Bin kana bir Mürvet dedik erenler
Gerçekler eridir darımız bizim
 
-33-
Ela gözlü pirim geldi
Duyan gelsin işte meydan
Dört kapıyı kırk makamı
Bilen gelsin işte meydan
 
Ben pirimi hak bilirim
Yoluna canım veririm
Dün doğdum bugün ölürüm
Ölen gelsin işte meydan
 
Bağ olan yerde bağ olur
Gül olan yerde hav olur
Bu sitemler çok zor olur
Çeken gelsin işte meydan
 
Şah Hatâyî der sırrını
Ortaya koymuş serini
Nesimi gibi derisini
Yüzen gelsin işte meydan
 
-34-
Elif ânı bilmişem ben lâ fetâ illâ Ali
Ye yalanı silmişem ben lâ fetâ illâ Ali
 
Be bekâ mülkünde hâkim Mustafâ vü Murtezâ
Lâm elif lâ dimezem men lâ fetâ illâ Ali
 
Te temennâ eyledim sırrında izhâr eyleyüb
He hilâl levhinde gördüm lâ fetâ illâ Ali
 
Se sebâtım od u su toprâk u yeldendir benim
Vav vücûdun şehriyem ben lâ fetâ illâ Ali
 
Cim Cemâl’inle Celâl’in isteyüb kıldım taleb
Nun nihâyet buldu cânım lâ fetâ illâ Ali
 
Hâ hayâl eyler zebânım âlini yâd etmeğe
Mim Muhammed Mustafâ’dır lâ fetâ illâ Ali
 
Hı haber verdi Hasen hulk-ı Rızâ etbâına
Lâm letâfet mülki içre lâ fetâ illâ Ali
 
Dal dilimde Şah Hüseyn-i Kerbelâ’nın mehdi var
Kef kerem kânı Ali’dir lâ fetâ illâ Ali
 
Zel zelîl et nefsini Zeynel-Abâ’nın aşkına
Kaf karibdir Hakk yolunda lâ fetâ illâ Ali
 
Rı riyâ etti havâricler Muhammed Bâkır’a
Fe Furât akub dedi kim lâ fetâ illâ Ali
 
Ze ziyâde kıldı gönlüm Ca’fer’in mahabbetin
Gayn gayrı dimezem ben lâ fetâ illâ Ali
 
Sîn serhûş eyledi Mûsî-i Kâzım bil meni
Ayn-ı aynımda ayandır lâ fetâ illâ Ali
 
Şîn Şâh-ı Horâsan İbn-i Ali Mûsâ-er-Rızâ
Zı zuhûr oldu cihanda lâ fetâ illâ Ali
 
Sad safâ ehli Takî’dir âlem içre gerçi kim
Tı tarîkı gösterir hem lâ fetâ illâ Ali
 
Dad zamîrim mülküne server Nakî’dir bilmişem
Askerî’nin zikridir hem lâ fetâ illâ Ali
 
Ya Muhammed Mehd-i Sâhib Zaman Sırr-ı Resûl
Tesbîhim zikrim dilimde lâ fetâ illâ Ali
 
Ey Hatâyî ger hayât-ı câvidan bulsan nola
Gönlüne mihmân olubdur lâ fetâ illâ Ali
 
-35-
Erenler cemine her can giremez
Edep ile erkan yol olmayinca
Her kamberim diyen kamber olamaz
Sahin kanberine kul olmayinca
 
Arama uzakta vardir yakini
Gerçek olan talip bulur hakkini
Yüklemezler sana yolun yükünü
Bükülü kametin dal olmayinca
 
Sah Hatâyî’m eder bu sirri beyan
Kamil midir cahil sözüne uyan
Bir bastan aglamak ömüre ziyan
Iki bastan muhip yar olmayinca
 
-36-
Erenler serveri Şâh-ı Velâyet
Aldı mü’minlerin elin eline
Hânedan dostuna eyler hidâyet
Mü’min olanları çeker yoluna
 
Eğer bende isen Şâh-ı Merdân’a
Ali gibi sen de kalma noksâna
Bir tâlibi pişir, getür meydana
Ezel ebed lâ gelmeye diline
 
Nasîhattır benden sana emânet
Sâdık emânate etmez hiyânet
Yemek ile içmek içün bir âdet
Kurdu Hakk Arslanı mü’min kuluna
 
Erenler gittiği yolları gözle
Gözlet bir kâmilin izini izle
Mü’min kardeşlerin aybını gizle
Girmek ister isen rahmet gölüne
 
Mürşide rehbere eyle itâat
Zâhirde bâtında gözle sadâkat
Muhammed Ali’den kaldı emânet
Bağçe donanınca güller alına
 
Muhammed Ali kırklara katıldı
Anda varlıkları cümle atıldı
Bir Yahûdiye kul oldu satıldı
İstek Hakk olduğu bundan biline
 
Şah Hatâyî cennet kapusun açtım
Cömerd olanların dolusun içtim
Bahîl olanları ayırdım seçtim
Bahîlden gayrısı cemde buluna
 
-37-
Erenlerin erkânına, yoluna,
Tâ ezelden talib oldum, erenler.
Cân ile gönülden durdum, düşündüm,
Bu gün mürşüdümü buldum, erenler.
 
Cân ile gönülden gezdim aradım,
Hakk'ın dîdârını görmek muradım,
Didar ile mehebbetdir telebim,
Ya bu gün, ya yarın öldüm erenler.
 
Geçmişem serimdem korkmam ölümden,
Münkir bilmez evliyanın halinden,
Yezid oğlu bir harici elinden
Çok demdir didardan kaldım, erenler.
 
Sen Hakk'ı yabanda arama, sakın,
Uyduysan kalbine, hak sana yakın,
Âdeme hor bakma, kendini sakın,
Cümlesin ademde buldum, erenler.
 
Şah Hatâyî'm, erz edeyim hâlimi,
Harc edeyim elde olan vârimi,
Süre süre şaha gedem yüzimi,
Mürvet kabûl eyle, geldim, erenler.
 
-38-
Evvel ol Allah’ın adı söylenür
Cümle ibâdetin başıdır tevhîd
Pîrim Şeyh Safî’den bize kalmıştır
Sofî kardeşlerin kânıdır tevhîd
 
Her kim Şeyh Safî’nin emrini tutmaz
Yorulur bu yolda menzile gitmez
Gayrı millet ana i’tibâr etmez
Cümle ibâdetin başıdır tevhîd
 
Tevhîd ile bitmez işler bitmiştir
Tevhîd ile dünyâ karar tutmuştur
Tevhîd ile tâlib Hakk’a yetmiştir
Dermansız derdlerin dermânı tevhîd
 
Mürebbîsiz musâhibsiz dâmensiz
İkrârından dönen yanar îmansız
Yakın ihlâs ile çağır gümânsız
Şeyh Safî’nin armağanıdır tevhîd
 
Can Hatâyî’m tevhîd deryâ denizdir
Tevhîd etmeyenler bizim nemizdir
Pîrim Şeyh Safî’den sermâyemizdir
On İki İmâm‘ın erkânı tevhîd
 
-39-
Ey ki yoktan bu cihânı var eden Perverdigâr
Yeri sâbit gökleri devvâr eden Perverdigâr

Küntü kenzen âyeti vasfında olmuştur nüzûl
Varlığına Künfekân ikrâr eden Perverdigâr

Cümle bu âlemde sen günden dahi zâhir iken
Dilde dâim adını Settâr eden Perverdigâr

Mü’mine mesken kılubdur bâğ-ı cennât-ı nâim
Münkire kâfir makamın nâr eden Perverdigâr

Cümle eşyâlar gözün der hâb ettin giceler
Gökte kevkebler gözün bîdâr eden Perverdigâr

Üşte doğdu ay ü gün hem gölge saldı âleme
Künfekânın sırrını izhâr eden Perverdigâr

Mısr içinde Yûsuf’u bir kul iken sultân edüb
Derd ile Ya’kub’unu bîdâr eden Perverdigâr

Yunus’u deryâ içinde yutturan bir balığa
Âteşi İbrahim’e gülzâr eden Perverdigâr

Bir kulunu zâr edüb hışm ile fin-nâr-ıs-sekar
Bir kulunu mahrem-i esrâr eden Perverdigâr

Yağdıran deryâya gökten âb-ı nîsan yağmurun
Katresinden lü’lü-i şehvâr eden Perverdigâr

Enbiyâlar cem’ine yazdırdı a’lâ mertebe
Mustafâ’yı cümleden Muhtâr eden Perverdigâr

On İki ma’sûm imamı pîş eden kerâmete
Murtezâ’yı Hayder-i Kerrâr eden Perverdigâr

Lûtf ile ahvâline kılgın Hatâyî’nin nazar
Aşk içinde vâlih-i dîdâr eden Perverdigâr
 
-40-
Ezel bahar olmayınca
Kırmızı gül bitmez imiş
Kırmızı gül bitmeyince
Sefil bülbül ötmez imiş
 
Dost bülbüller gelir ötmeye
Güle sarılıp yatmaya
Bağıban gülü satmaya
Gül kadrini bilmez imiş
 
Gel ey bağban satma gülü
Haramdır parası pulu
Ağlatma sefil bülbülü
Gözyaşını silmez imiş
 
Yılda bir gün ziyan olur
Dost yoluna talan olur
Bazı insan hayvan olur
Hayvan adem olmaz imiş
 
Şah Hatâyî‘m ölmeyince
Tenim turap olmayınca
Dost dosttan ayrılmayınca
Dost kadrini bilmez imiş
 
-41-
Gaibden delil göründü
Dedem hoş geldin hoş geldin
Bizi sevüb sevindirdi
Dedem hoş geldin hoş geldin

İki cân idik birleştik
Mahabbet kapusun açtık
Şükür Dîdâr’a eriştik
Dedem hoş geldin hoş geldin

Üstümüze yol uğrattın
Gevher aldın gevher sattın
Erliğini isbât ettin
Dedem hoş geldin hoş geldin

Bir ağaçta güller biter
Dalında bülbüller öter
Şâhıma bergüzâr gider
Dedem hoş geldin hoş geldin

Böyle Şah Hatâyî’m böyle
Pîrim destur versin söyle
Şâha benden niyâz eyle
Dedem hoş geldin hoş geldin

-42-
Gazîler bu yola riyâla girmen
Yarın anda kıl köprüler kurulur
Hakk kadıdır Muhammed şefâatçi
Cümle mahlûk gelüb onda derilür
 
Cennet cehennemde mevcuddur ânlar
Od ile türâbdan biçilür donlar
Rehberi emrinde olmayan cânlar
Yüzü dönmüş cehenneme sürülür
 
Gördüm deyen göze miller çekerler
Ayak altına kızgın saç dökerler
Münkir olanları od’a yakarlar
Mü’minin günâhı bunda sorulur
 
Her halîfe sancağın çeker gelür
Özün tanıyanlar mürşîdin bulur
Yol gözedir hûri kızları alur
Varır onda obasına derilür
 
Yol oğlundan bağçenizi sakınman
Yen yedirin yemişiniz koruman
Musâhibsiz yedi adım yürümen
Musâhibi olmayan anda yorulur
 
Şah Hatâyî tâ ezelden ahdlıdır
Yol oğlu yol yıksa hem günâhlıdır
İkrâr ehli olan cennet ehlidir
İnkâr olanın günâhı sorulur
 
-43-
Gece gündüz hayaline dönerem
Bir gece rüyama gir Hacı Bektaş
Günahkarım günahımdan bezerem
Özüm dara çektim sor Hacı Bektaş
 
Yandı bu garip kul nedir çaresi
Yine tazelendi yürak yaresi
Onulmaz dertlere derman olası
Bu senin bendindür sar Hacı Bektaş
 
Derdimin dermanı yaramın ucı
Dört güruh mevcuttur güruh-i naci
Belinde kemesi başında tacı
Yüzünde balkıyor nur Hacı Bektaş
 
Sadıkların sıdkı aşığın renci
Pirlerin hem piri gençlerin genci
Hem derya hem sedef hem dür hem inci
Hem umman hem ırmağ göl Hacı Bektaş
 
Gahi bulut olup göğe ağarsen
Gahi rahmet olup yere yağarsen
Ay mısın gün müsün kandan doğarsen
Ilgıt ılgıt esen yel Hacı Bektaş
 
Arının yaptığı bala benzersin
Gurbet illerinde gönlün eğlersin
Bend edip kulları yola bağlarsın
Sailin sattığı kul Hacı Bektaş
 
Derdimend Hatâyî eder niyazı
Ulu Pir katardan ayırma bizi
Bir mahşer günüdür isterem sizi
Muhammed önünde car Hacı Bektaş
 
-44-
Gel Ali yoluna belî desene
En sonunda gark olursun sele sen
Yetiş bir kerecik eteğinden tut
Deli mi oldun ne uydun ile sen
 
Ârif isen bir gün seni seslerler
Bülbül deyü gülistanda beslerler
Bir gün seni rehberinden isterler
Kimin izni ile girdin yola sen
 
Kiminle oturub yahud durursun
Kimden mu’cizât aldın götürürsün
Konma gül dalına hâr bitirirsün
Bağban olmayınca konma güle sen
 
Özün eğri ise yola zararsın
Derdini yetişmiş dermân ararsın
Maslâhatın nedir şârı sorarsın
Sarraf olmayınca girme şâra sen
 
Kapudan çıkınca köşe gözetme
İçin karartıp da dışın düzeltme
Şah Hatâyî ötesini uzatma
Mü’min isen bir ikrârda dura sen
 
-45-
Gel Ali’m yola gidelim
Ali’m kendi yolu ile
Açlar doyar susuz kanar
Leblerinin balı ile
 
Ali’m bana neler etti
Aldı elim dâra çekti
Üstüme yürüyüş etti
Elindeki dolu ile
 
İçilmez dolu içilmez
Sevgili dosttan geçilmez
İkisi birdir seçilmez
Has bağçenin gülü ile
 
Aşı urur devrân döner
Kuş budağa bir dem konar
Doldurmuş dolusun sunar
Ali’m kendi eli ile
 
Erenler lokması nurdur
Lokmaya elini sundur
Şah Hatâyî’m doğru yoldur
Ali’m kendi yolu ile
 
-46-
Gel ey Muhammed ümmeti
Bu devlete saâdete
Bu din Muhammed dinidir
Parmak getür şehâdete

Âdem’de Hakk’ı buldular
Âdeme secde kıldılar
Azâzil secde kılmadı
Dolaştı tavk-ı la’nete

Genc-i nihânı bulmuşam
İnsânı halka söylerem
Biz demezin günâh ola
Özü kala kıyâmete

Men hod özümden söylemem
Ol hod söyledir özünü
Dopdolu Hakk’ın sırrıdır
Muhtâcı yok kerâmete

Yarınki gün soracaktır
Konşu hakkını konşudan
Gelmezse canları çıksın
Özü kala kıyâmete

Muhammed Ali dedi kim
Bin yıl toprakta yatmayan
Resâl hadiste buyurur
İnanın bu rivâyete

Miskin Hatâyî burhânı
Böyle buyurdu irfânı
Peygamber’in kavli budur
Gelin peyk-i beşârete
 
-47-
Gel gönül incinme bizden
Kalsın gönül yol kalmasın
Evvel âhır yol kadimdir
Kalsın gönül yol kalmasın
 
Erenler bize pusudur
Yalan söyleyen asidir
Bu gerçekler nefesidir
Kalsın gönül yol kalmasın
 
Bahçede açılan güldür
Hakk'ı söyleyen de dildir
Pes ezelden yol kadimdir
Kalsın gönül yol kalmasın
 
Başındadır altın tacı
Budur erenler miracı
Keskindir yolun kılıcı
Kalsın gönül yol kalmasın
 
Ey divane ey divane
Âşık olan kıyar cane
Hatayi'm der taç u hane
Kalsın gönül yol kalmasın
 
-48-
Gel gönül pirlerin nasihatını
Biz tutalım tutmıyanda nemiz var
Canımıza dostun mahabbetini
Biz katalım katmıyan da nemiz var
 
Bize diyen bunu böyle demiştir
Bir lokmayı bin can ile yemiştir
Erler bize bir doğru yol komuştur
Biz gidelim gitmeyende nemiz var
 
Yine hak sendedir sen sana baka
Sen sana bakıp da sen senden korka
İhlas ile niyazımızı Hakk’a
Biz edelim etmeyende nemiz var
 
Gel Hatayî ikrarımız güdelim
Biz bizi görelim ili nidelim
Harap gönülleri mamur edelim
Biz edelim etmeyende nemiz var
 
-49-
Gele gönül hoş görelim bu demi
Bu da böyle kalmaya bir gün ola
Kişi çekmek gerek gussayı gamı
Hakk’tan gelür her ne gelse bir kula

Er odur i’tikad ede pîrine
Nazar ede evvel ü âhırına
Elbet yol kadîmdir ilter yerine
Sana kim neylerse salagör yola

Biz de biliriz ki dostu kardeşi
Bulamadım bir kara gün yoldaşı
Dost geçinüp yüze gülen kallaşı
Bahâsıdır satmak gerek bir pula

Her kişi bir hayâl ile eğlenür
Dâim anın gönlünde ol eğlenür
Böyle olur sevdiğim gâh ağlanur
Kimi gördük kıyâmete dek güle

Kârun’u gör bunadı ya buldukça
İnandı felek yüzüne güldükçe
Sen iyilik et durma elden geldikçe
Dediler halk bilmezse Hâlik bile

Gerçek olan kişi dosttan ayrılmaz
Değme kişide hakîkat bulunmaz
Sen seni satsan yedirsen bilinmez
Bu zamanda kimse yaramaz ile

Hatâyî dünyânın ötesi fâni
Bizden evvel bunda gelenler kani
Sanma dâim şad yürüye düşmeni
Bir gün olub nevbet ana da gele

-50-
Gel öğüt vereyim öğüt alırsan
Hizmet eyle gene gülü bulunca
Kervan gider sakın geri kalırsın
Hemen elden koma yolu bulunca
 
Ölürse de çıkmaz yoldan yol eri
Gerçeklerin elindedir yuları
Göründü seyreyle akan suları
Karışır ummana seli bulursa
 
Arı oldun her çiçekten alırsın
Balın damızlığın kande bulursun
Yetmiş bin ayete delil olursun
Anlayıp da bu manayı bilince
 
Dinleyip de bu manayı yazmalı
Her kişi halince kuyu kazmalı
Yedi padişahlık yeri gezmeli
Haline münasip eri bulunca
 
Sil süpür kalbini sütten beyaz et
Öldürüp nefsini şeytandan arıt
Doksan dokuz ere çıktı Beyazıt
Haline münasip eri bulunca
 
Şah Hatâyî'm eydür bakma bu hale
Gönlümüzde vardır bir ulu kale
Elif gele ayın gele mim gele
Dertli kullar dermanını bulunca
 
-51-
Gelüb ihlas ile yola gidenin
Derece gönlünde güman gerekmez
Sil süpür kalbini evin pak eyle
Mü´minin aynası duman gerekmez
 
Bir kişinin iki yerde eli olsa
Faydesi olmaz Ali oğlu olsa
Müsahibden gizli dalda yeri olsa
Andan sana gelen iman gerekmez
 
Müsahib mürebbi yolda bir kişi
Dili söyler amma değildir işi
Çünki baş etmezsin tuttuğun işi
Er yükü gevherdir saman gerekmez
 
Mürebbi müsahib cesedde canım
Mürebbi imanım müsahib dinim
Aşina et yolda ………… kanın
Önü yahşi sonu yaman gerekmez
 
Can Hatâyî´m eydür düşürdün derde
Zavallı sofudan kalkmıyor perde
Gördün ki bir lokma geldi bir yerde
O lokma çiğ ise yemen gerekmez
 
-52-
Gevherin geçmeyen yerde
Satma kardaş kerem eyle
Lâ’l taşını çay taşına
Katma kardaş kerem eyle
 
Gördün bir yerde âşinâ
Her ne dersen öz başına
Yol taşını yol kuşuna
Atma kardaş kerem eyle
 
Gördünse bir yerde rakîb
Neylersin yüzüne bakıb
Münkiri katâra çekib
Yedme kardaş kerem eyle
 
Firdevs güllerinden misin
İmâm kullarından mısın
Ali oğlundan mısın
Gitme kardaş kerem eyle
 
Hatâyî’m çağırır ere
Dünyâ böyle gelmiş zîrâ
Ârif okun abes yere
Atma kardaş kerem eyle
 
-53-
Gönül ne gezersin seyran yerinde
Alemde her şeyin var olmayınca
Olura olmaza dost deyip gezme
Bir ahdıne bütün yar olmayınca
 
Yürü sufi yürü, yolundan azma
Elin gıybetine kuyular kazma
Varıp her dükkanda metaın çözme
Yanında mürşidin var olmayınca
 
Kalktı havalandı gönlümün kuşu
Kavga, gıybet etmek kötünün işi
Üstadın tanımaz bunda her kişi
Anın kim mürşidi er olmayınca
 
Varıp bir kötüye sen olma nöker
Çarhına değer de dolunu döker
Ne Hüda’dan korkar ne hicap çeker
Bir kötüde namus ar olmayınca
 
Şah Hatâyî’m edem bu sırrı beyan
Kamil midir cahil sözüne uyan
Bir baştan ağlamak ömredir ziyan
İki baştan muhip yar olmayınca
 
-54-
Gönül seyranda gezerken
Şah geldi kondu saraya
Hakk’a niyaz ederken
Bir engel düştü araya
 
Hakk’ın kapusundan girdim
Kendi vücudumu gördüm
Marifet kazanın kurdum
Aşkı kaynatan küreye
 
Muhabbet haslar hasıymış
Etmeyen Hakk’ın nesiymiş
Sevgi Hakk sevgisi imiş
Erenler ne der buraya
 
Hele küşadın düşürdüm
Firkat kazanın taşırdım
Marifet aşın pişirdim
Tuzun tattırdım bereye
 
Hatayî der ihtiyarsız
Neyleyim dünyayı yârsız
Ol alemden bi habersiz
Tuz ekmek ister yaraya
 
-55-
Gönülleri şâd eyleyen
Hak bir Muhammed Ali'dir
Bu yolda irşâd eyleyen
Hak bir Muhammed Ali'dir
 
Gönüllere gevher ekenler
Ehl-i Hak özün dökenler
Mîzan terâzu çekenler
Hak bir Muhammed Ali'dir
 
Biçildi hulle-i kisbe
Cümle âlemin eyisi
Gazîlerin sermâyesi
Hak bir Muhammed Ali'dir
 
Terâzûsun heng eyleyen
Dört kapuyu deng eyleyen
Küffâr ile ceng eyleyen
Hak bir Muhammed Ali'dir
 
Balık kursağında yatan
Oynayub hırkatı üten
Gemi gark oldukta tutan
Hak bir Muhammed Ali'dir
 
Ak deveye binüb giden
Gülzârından yedüb giden
Kırklar ile sohbet eden
Hak bir Muhammed Ali'dir
 
Hatâyî’m der efendimiz
Hem pîrimiz üstâdımız
Heman bizim murâdımız
Hak bir Muhammed Ali'dir
 
-56-
Gördüğünü gözün ile
Beyan itme sözün ile
Andan sonra bizüm ile
Olasın mihman didüler
 
Çık sema'a bile oyna
Silinsin pak olsun ayna
Kırk yıl bu kazanda kayna
Dahi çiğsin yan didüler
 
Behey Abdal nedir halin
Hakk'a şükret kaldur elin
Kese gör gıybetten dilin
Her kulu yeksan didüler
 
Şah Hatâyî imdi burda
Uğramış onulmaz derde
Mürşid açınca perde
Gör seni mihman didüler
 
-57-
Gündüz hayalimde gece düşümde
Ah senin dertlerin İmam Hüseyin
On İki ayların hem sabahında
Dilimde virdim İmam Hüseyin
 
Hatice, Fatıma Divanda bile
Şehriban geliyor saç yola yola
Ağladıkça çeşmim yaşını sile
Mah yüzüne dökmüş İmam Hüseyin
 
Yarın iller mahşer derilinceğiz
Sorgu sual orda soruluncağız
Kanlı mektubumuz verilinceğiz
Hesabın görüyor İmam Hüseyin
 
Asası elinde sancak uğrunda
Gahi mizan gahi sırat yolunda
Muhammed’in sancağının önünde
Mazlum mazlum gezer İmam Hüseyin
 
Şah Hatâyî’m ne hoş gördün yerini
Kimse bilmez evliyanın sırrını
Muaviye soyunu Mülcem oğlunu
Sürün şu dergahtan İmam Hüseyin
 
-58-
Hakk’dan bir nidâdır geldi
Yan ey deniz tutuş deyu
Köpüğünden dağlar durdu
Tütününden arş kürs deyu
 
Arşa direk oldu zârım
Pîre hizmete varalım
Kandilden ayrıldı nûrum
Muhammed’e yoldaş deyu
 
Can kandilden gevher ister
Gör ki rakîbe ne ister
Yâ Ali kerâmet göster
Kanber sofrayı aç deyu
 
Sofr-açıldı ni’met oldu
Sundu destisini aldı
Dolandı kapuya geldi
Sefîlim kapuy-aç deyu
 
Kapudan içeri vardı
Mü’min lere selam verdi
Birine bir neşter urdu
Kırkından kan aksın deyu
 
Kırkından da kan döküldü
Dürlü bedenler söküldü
Selman bir üzüm getürdü
Ez de Muhammed iç deyu
 
Muhammed içti esridi
Abdallar samâha girdi
Şemlesin kırk pâre böldü
Kalksın başından tâc deyu
 
Tâc-ı devlet seri idi
Gül Muhammed teri idi
Veyis emekdârı idi
Yalan söylemen hiç deyu
 
Yalanlar anda mat oldu
Ali’nin sırrı zât oldu
Muhammed Mi’râc-atıldı
Dur hey mübarek taş deyu
 
Taş anda muallak durdu
Hacılar devâha indi
Arafat’tan bir koç geldi
İsmail’e kurbân deyu
 
Arafat koçu meledi
Arşı Cennet’i eledi
Şah Hatâyî’m bile idi
Her kardeşe yoldaş deyu
 
-59-
Hak Teâlâ Cebrâil’e
Cebrâil’im gelsün dedi
Varın söylen Halîl’ime
Ahdi yerin bulsun dedi
 
Yine geldi bayram ayı
Titirer Halîl’in canı
Yavrum İsmail’im seni
Hakk’a kurbân demiş dedi
 
Hak kabûl ederse meni
Ata sen hiç çekme gamı
Koç kuzu kurbân olmazsa
Serim Hakk’a kurbân dedi
 
Çıkın bakın da zevâlden
Yönün çevirmiş kıbleye
Belki telâş verem ata
Ellerim bağlasın dedi
 
Ellerin bağla bağladı
Anâsı uğrun ağladı
Yetmiş yedi kere çaldı
Kessene hey zâlim dedi
 
Bıçak dedi hâşâ hâşâ
Niçün çaldın meni taşa
Taşı kestim baştan başa
Kesmem İsmail’i dedi
 
İsmail kalktı uyandı
Boyunca nûra boyandı
Yâ Halil nice dayandı
Yavrum İsmail’im dedi
 
Kurbânı gönderdi delil
Cebrâil önünce gelür
Men senden cömerdim Halil
Kaldır İsmail’i dedi
 
Ağlar iken gülüştüler
Göz yaşların siliştiler
Hep döşendi Peygamberler
Koç etini bölüştüler
 
Hatâyî’m bayramda kurbân
Ola derdlilere dermân
Sırâtı geçmeye insân
Korkmasın kullarım dedi
 
-60-
Hakikat bir gizli sırdır
Açabilirsen gel beri
Küfr içinde iman vardır
Seçebilirsen gel beri
 
Açıldı cennet kapusu
Lal-ü gevherdir yapusu
Kıldan incedir köprüsü
Geçebilirsen gel beri
 
Canımız melek canıdır
Tenimiz Selman tenidir
İçtiğim aslan kanıdır
İçebilirsen gel beri
 
Pirimden öğüt almışam
Üstadımdan ders almışam
Men kanadım bağlamışam
Uçabilirsen gel beri
 
Men bağçelerin gülüyem
Ayn-ı cem bülbülüyem
Kırk kapunun kilidiyem
Açabilirsen gel beri
 
Şah Hatâyî’m eydür heman
Dağları bürüdü duman
İşte İncil, işte Kur’an
Seçebilirsen gel beri
 
-61-
Hatâ ettim Hudâ içün bağışla
Muhammed Mustafâ içün bağışla
 
Safî nesli Cüneyd ü Hayder oğlu
Aliyy’ül-Murtezâ içün bağışla
 
Hasen aşkı ile meydâna girdim
Hüseyn-i Kerbelâ içün bağışla
 
İmâm Zeynel-Abâ Bâkır ü Ca’fer
İmâm Kâzım Rızâ içün bağışla
 
Severem Şah Takî vü hem Nakî’yi
Hasen Asker livâ içün bağışla
 
İmâm Mehdî eşiğinde kul olan
Ol eşikte velâ içün bağışla
 
İmamlar nûr olubdur ey Hatâyî
Ki ol nûr-i Hudâ içün bağışla
 
-62-
Hû diyelim gerçeklerin demine
Gerçeklerin demi nurdan sayılur
On İki İmâm katârına uyanlar
Muhammed Ali’ye yârdan sayılur
 
Üç gün imiş şu dünyânın safâsı
Safâsından artık olur cefâsı
Gerçek erenlerin nutku nefesi
Biri kırktır, kırkı birden sayılur
 
İhlâs ile gelen bu yoldan dönmez
Dost olan dostuna ikilik sanmaz
Eri hak görmeyen Hakk’ı da görmez
Gözü bakar ammâ körden sayılur
 
Gerçek âşık menzilinde durursa
Çerağ gibi yanub yağı erirse
Eksiklüğü kendisinde bulursa
O da erdir yine erden sayılur
 
Şah Hatâyî’m eder Bağdad’dır vatan
İkilikten geçüb birliğe yeten
Erenler yanında kîl ü kâl tutan
Yolu dikenlidir hârdan sayılur
 
-63-
İçmişem bir dolu olmuşum ayık
Düşmüşüm dağlara olmuşum geyik
Sana derim sana sürmeli geyik
Kaçma benden kaçma avcı değilim
 
Avcı değilim ki düşem izine
Kaça kaça kanlar indi dizine
Sürmeler mi çektin kömür gözüne
Kaçma benden kaçma avcı değilim
 
Sana derim sana geyik erenler
Bize sevda sana dalga verenler
Dilerim Mevla'dan onmaz vuranlar
Kaçma benden kaçma avcı değilim
 
Eyder Şah Hatâyî'm uçan kaçandan
Zerrece korkmazız bu tatlı candan
Gidip da'vac' olma atana benden
Kaçma benden kaçma avcı değilim
 
-64-
İkilikle sakın girme meydana
İkinin birisi pirim Ali´dir
Derdinin mübtelasıyam ben anın
Edna kulum padişahım Ali´dir
 
Sadıkların sıdkı aşıkın renci
Pirlerin piridir gençlerin genci
Hem deryadır hem sadeftir hem inci
Lal ile mercanım dürrüm Ali´dir
 
Zülfikar ü kemer vardır belinde
Gazileri yürür sağ u solunda
Münadi Muhammed mi´rac yolunda
Arslanım kaplanım şirim Ali´dir
 
Aşıklar aşk ile kendüyü yakar
Münafıklar gönül Ka´be´sin yıkar
Erenlerin yolu Ali´ye çıkar
Başımdaki tac-ı sırrım Ali´dir
 
Hatâyî Yezid´e hiç verme aman
Alemde neslini kese gör heman
Bulut içinde gizlendi bir zaman
Bu dünya yoğ iken varım Ali´dir
 
-65-
İkrâr verdim dönmem Elest bezminden
Mürîdim ikrârı îmândan aldım
Başka seyrân gördüm kendi özümden
Bu mahabbeti ben Merdân’dan aldım
 
Nâr ü bâd ü hâkden halk oldum
Kendi kendim ana rahminde buldum
Müddet tamâm oldu dünyâya geldim
Bu ibret nümâyı cihândan aldım
 
Bildiğim unuttum eylerem feryâd
Derdim budur dil yok isteyem imdâd
Tekrar yine ta’lîm etti üstâd
Dersimi mekteb-i irfândan aldım
 
Can gözü gafletten açıla düştü
İkilik perdesi seçile düştü
Kudret hazînesi açıla düştü
Cevâhiri kân-ı mercândan aldım
 
Bu bir gizli sırdır her cân duyamaz
Ehl-i aşkın katârına uyamaz
Değme cevher fürûş bahâ koyamaz
Bu dürr ü yektâdır ummândan aldım
 
Bu aşk ki görünmez bilmem nedendir
Esrâr-ı mahabbet gizli yerdedir
Gerçeğe ayândır bize perdedir
Hakîkati Şâh-ı Merdân’dan aldım
 
Gel düşünme akla sığmaz bu ilim
Kudret hazînesi miftâhı dilim
Bir ulu dergâha ulaştı yolum
Bilmeyen sanur ki dükkândan aldım
 
Âh edüb utandım kendi sözümden
Mest olub türâba düştüm özümden
Kanlı yaş akıttım iki gözümden
Mâcerâyı çeşm-i giryândan aldım
 
Mûsâ-ya tecellî göründü Tûr’dan
Mest olub aklını şaşırdı sırdan
Enel Hak sırrını aldım Mansûr’dan
Mahabbet kemerin erkândan aldım
 
Mü’minler bulurlar oddan necâtı
Budur mü’min lerin elde berâtı
Mi’rac dan indirdi savm ü salâtı
Hak bilür Hazret-i Sultân’dan aldım
 
Şerîat sancağı geldi dikildi
Tarîkat yolunda dürler saçıldı
Ma’rifet deryâsı taştı döküldü
Hakîkati pîr ü pîrândan aldım
 
Hakîkat yolunda gör savaşımı
Akıttım gözümden kanlı yaşımı
Pîrler eşiğine koydum başımı
İcâzet ol demde meydândan aldım
 
Hak budur sözüme hile katmazam
Herkese bu sırrı ayân etmezem
Kıymeti bilinmez yerde satmazam
Ben bu nasîhatı bir cândan aldım
 
Çalış bir girdâbın çık yöresine
Dermân gizlenübdür derd arasına
Merhem sarılır mı aşk yarasına
Bu ilm-i hikmeti Lokman’dan aldım
 
Âlem baştan başa bir seyrangâhtır
Gir gönül şehrine gör ne dergâhtır
Bir gizlice sırdır kudretullâhtır
Yazılmış defter ü dîvandan aldım
 
Terk ü tecrid oldum döktüm kabâyı
Eğnime giyindim şâl ü abâyı
Bana sorun kimden aldım yasayı
İsmâil’e inen kurbandan aldım
 
Dünyâdan el çektim erkândır işim
Çeşm ile bürhândır dökülür yaşım
Sizlere hediye eldedir başım
Ol yeşil yaprağı Selmân’dan aldım
 
Gerçi Hatâyî’yem günâhım çoktur
Kalbimde benlikten bir eser yoktur
İncîl, Tevrât, Zebûr dört kitab haktır
Lezzeti âyât-I Fürkân’dan aldım
 
-66-
İptidadan yol sorarsan
Yol Muhammed Ali'nin dir
Yetmiş iki dil sorarsan
Dil Muhammed Ali'nin dir
 
Gece olur gündüz olur
Cümle alem dümdüz olur
Gökte kaç bin yıldız olur
Ay Muhammed Ali'nin dir
 
Varma Yezid'in yanına
Çirki dokunur tenine
Lanet Yezid'in huyuna
Can Muhammed Ali'nin dir
 
Ali Yezid den seçilir
Aleme rahmet saçılır
Evvel baharda açılır
Gül Muhammrd Ali'nin dir
 
Gökten rahmetler saçıldı
Mümin olanlar seçildi
Ab-ı kevserler içildi
Dem Muhammed Ali'nin dir
 
Varma Yezid meclisine
Kulak verme hiç sesine
Satır Yezit ensesine
Seyf Muhammed Ali'nin dir
 
Hatâyî oturmuş ağlar
Diline geleni söyler
Top olmuş ortada döner
Nur Muhammed Ali'nin dir
 
-67-
Kahrına küfrüne cümle dayandım
Evvel ikrar verüb dönen gelmesün
Rengi boyasına cümle boyandım
Bu renklere boyanmayan gelmesün
 
Rengine boyandım men candan içtim
Nice canlar ile kondum konuştum
Muhabbet eyledim candan seviştim
Muhabbeti küfür sayan gelmesün
 
Muhabbet eyledim sevdim yarimi
Harc eyledim elde olan varımı
Bir asilzadeyle et pazarını
Ettiği pazardan dönen gelmesün
 
Gerçek imiş serseriye gelmeyen
Er odur ki ikrarından dönmeyen
Kalbinde gönlünde riya saymayan
İkilik gömleğin giyen gelmesün
 
Günahkara tarik sitem kodular
Meydana gelene kırklar dediler
Dostu dosttan seçiverin dediler
Efsane sözlere uyan gelmesün
 
Şah Hatâyî eder bu doğru yoldur
Doğru yoldur bu hem aşk makamıdır
Eksiğe kalmayan pirim Ali´dir
Kalbinde şüphesi olan gelmesün
 
-68-
Karşıki karlıca dağı gördün mü
Yoldurmuş eyyâmın eriyüb gider
Akan sulardan sen ibret aldın mı
Yüzünü yerlere sürüyüb gider
 
Kadîr’sin hey ulu Şâh’ım Kadîr’sin
Her nereye baksam anda hazırsın
Üstümüzde dört köşeli çadırsın
Cümlemizi birden bürüyüb gider
 
Sıra sıra gelen ol ulu kuşlar
Sırlı olur yakmaz anı güneşler
Evvel ezel meyva veren ağaçlar
Anlarda kalmayub çürüyüb gider
 
Derindir bizim deryâmız boylanmaz
Bin bir kelâm desem biri anlanmaz
Kişi ikrârsız yulara bağlanmaz
Yuları koynunda yürüyüp gider
 
Şah Hatâyî’m söyler sözü özünden
Dervişlerin sakınuptur gözünden
Olur olmaz münkirlerin sözünden
Esriyib gönlümüz farıyıb gider
 
-69-
Kıble tarafından bir yıldız doğdu
Şevki on sekiz bin aleme urdu
Yezidler mümini üstüne aldı
Hacem hayırlısın yazsun kaleme
 
Yine kudretinden bir güneş doğdu
Gökteki melekler secdeye indi
Mehdi´nin sadası bağrımı deldi
Zülfikar Kanber´den çıkar ademe
 
Şahım gelir sağa sola bakınur
Şah hısmından gökte melek sakınur
Allah deyu ism-i a´zam okunur
İki rekat namaz vardır kılana
 
Şah Hatâyî yine varayım derse
Varayımda hacı olayım derse
Bu sırrın aslına ereyim derse
Mürşid eşiğini bekler biline
 
-70-
Kırklar meydanına vardım
Gel beru ey cân dediler
İzzet ile selâm verdim
Gel işte meydân dediler
 
Kırklar bir yerde durdular
Otur deyu yer verdiler
Önüme sofra yazdılar
El lokmaya sun dediler
 
Kırkların kalbi durudur
Gelenin kalbin arıdır
Gelişin kanden beridir
Söyle sen kimsin dediler
 
Gir semâa bile oyna
Silinsün açılsun ayna
Kırk yıl kazanda dur kayna
Dahi çiğ bu ten dediler
 
Gördüğünü gözün ile
Söyleme sen sözün ile
Andan sonra bizim ile
Olasın mihmân dediler
 
Düşme dünyâ mihnetine
Tâlib ol Hak hazretine
Âb-ı zemzem şerbetine
Parmağını ban dediler
 
Şah Hatâyî’m nedir hâlin
Hakk’a şükr et kaldır dilin
Gaybetten kese gör dilin
Her kula yeksân dediler
 
-71-
Kudret kandilinde parlayup duran
Muhammed Ali’nin nûrudur vallah
Zuhûra gelüp de küffârı kıran
Elinde Zülfikar Ali’dir billâh
 
Elinde Zülfikar altında Düldül
Önünde Kanber’i dilleri bülbül
Hazret-i Fâtıma cennette bir gül
Anı Ali’ye Verdi Habîbullah
 
Zuhûra geldiler Hasen Hüseyin
Anların nûrundan ziyâlandı din
Kırklara buluştu Zeynel Abidin
Tutarız yasını hasbeten billâh
 
Muhammed Bâkır’dan Ca’fer-i Sâdık
Şâhım Mûsa Kâzım Rızâ’yı dedik
Tarikat eliyle cismimiz yuduk
Hak dedi mü’minin kalbi Beytullah
 
Takî, Nakî On İki İmam cânı
Hasen-i Askerî Cem’in sultânı
Elinde hücceti sâhib zamânı
Sıdk ile dileriz gönderir Allah
 
Hatâyî’m teslim et özün üstâza
Elinde Zülfikâr hem ehl-i gazâ
Bin bir dondan baş gösterdi Murtezâ
Bir mürşid belinden geldik eyvallah
 
-72-
Lâmekân ilinden misâfir geldim
Şu fenâ mülküne bastım kademe
Nerenin selâmın getürdün dersen
Şu fenâ mülküne gelüb bu deme
 
Şu fenâ mülküne gelüb giderken
Sarvân olub bin bir katar yederken
Yoğurub çamurum balçık ederken
Şecerimle su taşıdım Âdem’e
 
Âdem’den önce Âdem çok geldi gitti
Mülk sâhibi bu cihânı halk etti
O yuğurdu yaptı hem o yarattı
Yedi kez emeğim geçti bu deme
 
Ben bu dam içinde ırmağ akıttım
Celâlimden âdemoğlun kakıttım
Muhkem tuttum kalb evimi berkittim
Anın içün İblis girmez kubbeme
 
Şu fenâ mülküne gelüb yetmeden
Ekilüben can tohumu bitmeden
Kaldırub binâsın tamâm etmeden
Arş altında yönüm döndüm kıbleme
 
Be kıblemi kıblem beni bilübdür
Evliyâ enbiyâ andan olubdur
Ben bilürem anam benden gelübdür
Ol vakitte nikâh kıydım babama
 
Ben hocamı kucağımda büyüttüm
Kudret meyin emzik verüb avuttum
Ders verüben ben hocamı okuttum
Dört kitabdan ders verirdim hocama
 
Ben obam içinde mekânda iken
Muhammed’le bile mi’racda iken
Mûsâ’la doksan bin kelâmda iken
Doksan bin ilmi koydum abama
 
Ben obam içinde bâkî can idim
Ali idim, din idim, imân idim
Kendisi Hakk idi ben zindân idim
Şimdi gelmiş sultan olmuş obama
 
Şükr olsun Hatâyî sırdır sözlerim
Aşk âteşin derûnumda gizlerim
Günden ayan aslâ görmez gözlerim
Âhır kârdan bu yazıldı adıma
 
-73-
Men anı bilmişem kavl-i Huda´dır
Anınçün okuram la´net Yezid´e
Yezid´e la´net etmek hem sezadır
Anınçün okuram la´net Yezid´e
 
Cihan fahri Muhammed Mustafa´dır
Aliy-yel-Murteza şir-i Hüda´dır
İmamım çün Hasan Hulk-i Rıza´dır
Anınçün okuram la´net Yezid´e
 
Hüseyn-i Kerbela´dır dürr ü gevher
İmam Zeyn-el-aba´dır sırr-ı Hayder
Muhammed Bakır oldu pak server
Anınçün okuram la´net Yezid´e
 
İmam-ı Ca´fer´in men kemteriyem
Kazım´ı sevmeyenlerden beriyem
Ali Musa Rıza´nın kanberiyem
Anınçün okuram la´net Yezid´e
 
Taki gönlümde imanım olubdur
Naki sırrımda sultanım olubdur
Canımda Askeri mihman olubdur
Anınçün okuram la´net Yezid´e
 
Muhammed Mehdi´dir alemde şahım
Dün ü gün öldürür hem secdegahım
Hatâyî´yem Ali´dürür penahım
Anınçün okuram la´net Yezid´e
 
-74-
Men dahi nesne bilmezem
Allah bir Muhammed Ali
Özüm gurbete salmazam
Allah bir Muhammed Ali
 
Anlar birdir bir olubdur
Yerden göğe nûr olubdur
Dört köşe sır olubdur
Allah bir Muhammed Ali
 
Mü’min Müslim etek tutar
Bir gölünde mekân tutar
Hû deyicek gelür yeter
Allah bir Muhammed Ali
 
İki yavru var yuvada
Muallâk döner havada
Dağda deryâda ovada
Allah bir Muhammed Ali
 
Bindikleri burakdürür
Yaktıkları çırakdürür
Yerden göğe direkdürür
Allah bir Muhammed Ali
 
Anlar bir kılağuz işler
Her dem doğru yola başlar
Üçler beşler ile işler
Allah bir Muhammed Ali
 
Hatâyî bu yolda serdir
Serin verenler de erdir
Ayda sırdır günde nurdur
Allah bir Muhammed Ali
 
-75-
Men dervişem diye göğsün gerersin
Hakk’ı zikr etmeğe dilin var mıdır
Kendini görsene ilde ararsın
Hâlin hâl etmeğe hâlin var mıdır
 
Bir gün balık gibi ağa sararlar
Mürşidden rehberden haber sorarlar
Tütsü yakub köşe köşe ararlar