Âşık Remzâni

 

 

 

Deyişlerin Dili 21

Miraçlama

 

Dertli  DİVANİ

Haziran 2015

 

Merhaba dostlar, dergimizin bu sayısında deyiş türlerinden biri olan “Miraçlama”yı yorumlamaya çalışacağım.

 

Cemlerde Tevhid ve semah öncesinde okunan Miraçlamalar, genellikle Şah Hatai, Hasreti (Hamdullah Çelebi) ve Feyzullah Çelebi’ye aittir.

 

Aşağıda yorumlayacağım Feyzullah Çelebi’ye ait olan miraçlamanın da son bölümünde her miraçlamada olduğu gibi “çark-ı pervaz (yeldirme) semah bölümü vardır. Bu bölüm Muhammed’in Kırklarla birlikte semah döndüğünü ifade etmektedir.

 

Bu bölümden sonra bağlantılı olarak okunan “Tevhid” ise Hüseyin Fevzi Çelebi’ye aittir. Cemlerde icra ediliş sırasıyla yorumlamadan önce hem birer Ulu Ozan hem de Mürşid-i Kâmil olan ustazlarımızın kısaca hayatından da söz edeyim.

 

Feyzullah Çelebi (1811-1878)

 

1811 yılında Hacıbektaş’ta doğdu. Hacı Bektaş Dergâhı Postnişinlerinden Büyük Veliyettin Çelebi’nin küçük oğludur. Yazmış olduğu Düvaz, Tevhit ve Miraçlama eserlerinden kendisinin Alevi-Bektaşi Yolu ve inancının bütün inceliklerini derinlemesine özümsediği anlaşılır. Şiirlerinde Feyzi, Feyziya, Feyzullah ve Seyyid Feyzullah mahlaslarını kullanmıştır.

 

Büyük kardeşi Ali Celalettin Çelebi’nin Hakk’a yürümesinden sonra 1871 yılında Postnişin olur. Bilim ve öğrenime çok önem veren, şairlik yeteneği güçlü bir kişidir.

 

Olgun ve hoşgörülü davranışlarıyla geniş çevrelerde ünlenmiş ve saygı kazanmıştır. Yaşadığı dönemde Hacı Bektaş Dergâhı gerçek bir öğrenim merkezi olmuştur. 1878 yılında Hakk’a yürümüş, Hacı Bektaş Veli Külliyesi Kırklar Meydanında toprağa sırlanmıştır.

 

Hüseyin Fevzi Çelebi (1886-1928)

 

Veliyettin Çelebi’nin büyük oğludur. Annesi Hatice doğum günü İmam Hüseyin’i rüyasında gördüğü için adı Hüseyin konulmuştur. Şiirlerinde Hüseyin ve Hüseyin Fevzi mahlaslarını kullanmıştır.

 

Ailevi nedenlerden dolayı Tokat’a yerleşip 42 yaşında iken Tokat’ta Hakk’a yürümüş, orada toprağa sırlanmış ve çok sonradan Hacıbektaş çilehane mezarlığında bulunan Çelebiler aile mezarlığına nakledilmiştir. Şiirleri Ali Celalettin Ulusoy’un “Pir Dergâhından Nefesler adlı kitabında yayınlanmıştır.

 

Miraç

 

Alevi-Bektaşi İnancında “Miraç” üç ayrı açıdan yorumlanmaktadır.

 

1. Muhammed Miracı: Zahiri olarak; Hz. Muhammed’in Burak’a binip, göklere yükselerek Tanrı katına çıkması; Batıni olarak da kendi akıl ve gönül birliği ile gerçeğe ermesi ve Dört Kapı Kırk Makam aşamasından geçerek Kırklar meclisinde Mürşit makamına ulaşmasıdır.

 

2. Sûfi Miracı: Yetişmiş olmak, ham ervahlıktan Kâmil İnsan mertebesine ulaşmak anlamında Ayn-el yakin, İlm-el yakin, Hakk’el yakin ile “iç yolculuk” yaparak “En-el Hak” noktasına varmaktır.

 

3. Talip Miracı: Hak cemalini görme, didara erme anlamında algılanan ikrar verme, nasip alma; görgüden geçerek ruhsal açıdan arınmadır.

 

Ayrıca; Cem törenlerinde okunan Miraçlama- Semah-Tevhid sonrasında semah dönen canlar birbiriyle niyazlaşırken; Hakk’ın cemalini dost cemalinde görerek, böyle bilerek birbirlerine “Miracın kutlu olsun” derler. Dede ile erkânda oturan canlar da hepsine birden “Miracınız kutlu olsun” derken, onlar da “Eyvallah hü! Cümlemizin miracı kutlu olsun” derler.

 

Bunun anlamı, cemde bulunan bütün canlar madde âleminden manaya, zahirden batına gönül yolculuğu yapmış, varlığın sırrına ermiş ve tevhit, birlik olmuştur. Hak ile hak olma bilincini kavramıştır ya da Hak ile Hak, “En-el Hak” mertebesine ulaşmıştır.

 

Miracın başka din ve inançlarda da benzer karşılıkları vardır. Hint felsefeleri anlamında “Nirvana’ya ulaşmak” olarak da ifade edilebilir.

 

Miraçlama - Samah - Tevhid

 

Mirâç okudu Cebrail

Muhammet Mustafa mâh’î

Hak emrine oldu kail

Eyledi hem azm-i râh’î

 

Cebrail Muhammed’e; Hak seni Miraç’a, katına, huzuruna davet ediyor dedi. Muhammed Hakk’ın emrine, buyruğuna uydu, inanıp razı oldu ve miraç için yola gitmeye karar verdi.

 

Gâipten yandı bir çırak

Çünkü yakın oldu ırak

Cebrail getirdi Burak

Bindi ol Habib-ullâhî

 

Hak gaipten kendini ışık şeklinde görünür kıldı ve onun bir parçası olan Muhammed’e uzak, yakın oldu. Cebrail Burak’ı getirdi. Hakk’ın sevgilisi (Muhammed) bindi.

 

Burak kadem bastı arş’e

Erişti fevk ile ferş’e

Hak kadirdir cümle işe

Eyledi bu gez-nigâhî

 

Burak (Muhammed’ın bindiği at) gökyüzünün en üst katına ayakbastı. Yeryüzünden yükselerek üste çıktı. Hak cümle işi bilen, bakıp görendir.

 

Bir nida erişti Hak’tan

Ya Muhammet in Burak’tan

Göz kamaşır şerer-nâk’tan

Müminlerin Kıblegâhî

 

Hak’tan bir nida, ses geldi, ya Muhammed Burak’tan in. Gözle bakılamayacak derecede ışık ve kıvılcım saçan aydınlık içinde Müminlerin Kıblegâhı olan Muhammed kendini buldu.

 

Yolda ı-rast geldi bir şîr

Ya nedir bu işe tedbir

Hatemini ağzına ver

Sundu iki cihan Şâh’î

 

Muhammed’e yolda bir arslan rast geldi. Korkup ne yapacağını, nasıl bir tedbir alacağını düşündü. Hak hatemini, yüzüğünü ağzına ver dedi. İki cihan Şahı Muhammed arslanın ağzına yüzüğünü sundu, verdi.

 

Çıktı sitr’el müntehaya

Erişti ilanihâya

Kavuştu Sırr-ı Hüda’ya

Seyretti Cemalûllahî

 

Muhammed göğe, yedinci semaya çıktı, varılabilecek en son yere ulaştı. Sırrı Hüda’ya, Hakk’a kavuştu, Allah’ın cemalini seyretti.

 

Onda gördü bir nevcivan

Yüzü şems-i mâh-tabân

Cemaline oldu hayran

Nazar kıldı âl-Âllahi

 

O an Muhammed, Hakk’ın cemalini seyrederken yeni yetişmiş bir genç gördü. Bu gencin güneş ve parlayan ay gibi cemaline hayran oldu. Bakarken yüce Hakk’ın tecelli ettiği bu cemalin, Ali’nin cemali olduğunu bildi. Ali’yi gördü.

 

Sordu doksan bin kelâmı

Hak ile nik-ü nâmı

Bir dem eyledi ârâmı

Bu ne sırdır ya ilâhî

 

Nâmı, ünü ile iyice bilinen Muhammed, Hak ile doksan bin kelamı sordu, bunları konuştu. Hakk’ın katında, huzurunda iken bir an yaşadıklarının gördüklerinin hikmeti sırrı nedir ya ilahi dedi.

 

Gaipten geldi yeşil el

Verdi sib, şir, engûr, asel

Ol demde gördü bir mahfel

Selman’ın şey’en lillâhî

 

Gaipten bir yeşil el geldi; elma, süt, üzüm ve bal verdi. O anda bir toplantı yerinde, bir mecliste kendini buldu ve o elin, Selman’ın eli olduğunu gördü. Bu Hakk’ın işiydi.

 

Ayak üstü kalktı server

Oldu gönül gözü enver

Sır ile oldu münevver

Dedi bu hikmet ilahi

 

Server Muhammed ayağa kalktı, gönül gözü açıldı, Hakk’ı gördü. Sır ile aydınlandı sırra erdi ve bu Hakk’ın hikmetidir dedi.

 

Oldu mirâcın mübarek

Hak kıldı Kur’an tebârek

Şanına levlâk-e levlâk

Padişahlar padişâhi

 

Hak, Muhammed’in miracını tebrik etti, kutladı. Muhammed’e Padişahlar padişahı sen olmasaydın yerleri ve gökleri yaratmazdım, var etmezdim dedi.

 

Vardı Kırkların cemine

Oturdu Hak makamına

Hû dedi gerçek demine

Dem be dem Resûlullâhi

 

Kırkların Cemine vardı ve Hak makamına oturdu. Gerçeğin demine hü dedi. Hakk’ın resulü her an Kırklarla bir idi.

 

Buyurdu ol nur-u vâhid

Size armağan bu tevhîd

Cümlesi de oldu sâcid

Zikretti Kelâmullâhî

 

Hakk’ın nuru, ışığı buyurdu ki, bu birlik size Hakk’ın hediyesidir. Kendini cümle varlığa nakşedip Âdem’e bahşederek varlığın birliğidir. Kırklar bu birlik coşkusuyla secde, niyaz eyledi. Hakk’ın kelamını zikretti dile getirdi.

 

Kırklar bir şerbet içtiler

Can ile baştan geçtiler

Cezbe-i aşka düştüler

Ettiler Kırklar Semahî

 

Kırklar bir üzüm tanesinin şerbetinden içti, sermest olup can ile baştan geçtiler. Vecd ile aşka düşerek semah eylediler.

 

Gözleri kurret-ül ayn

Ali bin Hasan Hüseyin

İmam-ı Zeynel Abidin

Gürûh-u Naci güvâhi

 

Ali, oğulları Hasan ve Hüseyin, Muhammed’in gözlerinin nurudur. Hüseyin’den gelen İmam Zeynel Abidin de öyledir. Güruh-u Naci, bunun güvahıdır, şahididir.

 

İmam Bakır, İmam Cafer

Musa Kazım, Rıza server

Şah Taki, Ba Nakî, Asker

Muhammet Mehdi Penahî

 

İmam Bakır, Cafer Sadık, Masa Kazım, Ali Rıza, Muhammed Taki, Ali Naki, Hasan Askeri, Muhammed Mehdi sığınılacak olanlardır.

 

Ata bahşeyle lütfundan

Dûr eyleme rahmetinden

Mahrum koyma şefkatinden

Gedâ Feyzi pür günahî

 

Hakk’a yürüyene, kavuşana lütfundan bahşeyle, onu rahmetinden, merhametinden uzak eyleme. Fakir ve günahkâr Fevzi’yi de şefkatinden, sevginden mahrum eyleme.

 

Tevhit

 

Hak Muhammet Ali dostum

Kerem kılmak size geldi

Hariciler Mansur’u astı

Nesimi’yi yüze geldi

 

Hak Muhammet Ali dostum, Kerem, ihsan, lütuf size mahsus. Hariciler Mansur’u astı, Nesimi’yi yüzdüler.

 

Fatma Ana fırkate düştü

Uçmak kapıların açtı

İmam Hasan zehir içti

Münafıktan eza geldi

 

Fatma Ana fırkata düştü, dünyadan göçtü. Cennet kapıların açtı, Hakk’a kavuştu. İmam Hasan’a zehir verdiler. Bu eza/cefa münafıklardan, inanmayanlardan geldi.

 

Şimir Mervan karşı geldi

Kerbelâ al kanla doldu

Şah Hüseyin şehit oldu

Yezitlerden eza geldi

 

Şimir Mervan karşı gelip, Kerbelâ’da savaş oldu ve kan döküldü. Şah İmam Hüseyin şehit oldu. Bu eza Yezit ve ona taraf olanlardan geldi.

 

Aktı imamların kanı

İmam Zeynel mürvet kânı

Ana rahminde zindanı

Levh-î Kalem mi yaza geldi

 

İmamların kanı aktı, katledildiler. Zeynel Abidin mürvet sahibidir. İmam Zeynel Abidin’in zindanda kalacağı alın yazısı mıydı? Bunu Levh-i Kalem mi yazdı?

 

Ol münafık yüzü kara

Kast eyledi İmam Bakır’a

Hak buyurdu İmam Cafer’e

Denizi yutmağa geldi

 

O Münafık yüzü kara olanlar, İmam Bakır’a kastedip boğazına kurşun akıttı. Hak, İmam Cafer’e buyurdu, Cafer ilmin denizi oldu.

 

Didar gözlerim gözümden

Sevdası gitmez özümden

İmam Musa-i Kazım’dan

İmam Ali Rıza geldi

 

Hakk’ın cemalini, didarını can gözümle gözlüyorum. Sevdası özümden gitmiyor, özlüyorum. Musa-i Kâzım’dan sonra İmam Ali Rıza geldi.

 

Taki’nin dâr’ına durduk

Naki’ye can feda kıldık

Kendi özümüzden sitem sürdük

Can cesetten teze geldi

 

İmam Muhammed Taki’nin dâr’ına durduk, Ali Naki için canımızı feda eyledik. İmamlara kastedenleri özümüzden sildik, lanetledik. Canımız cesetten, tenden teze, yeniden devredip geldi. Ölmeden önce ölme, ölümsüzleşme, dirilme sırrına vakıf olduk.

 

Hasan-ül Askeri sensin

Erenlere mihr-i kânsın

Mehdi-yi sahip zamansın

Aliyel Mürteza geldi

(Hünkâr-ı evliya geldi)

 

Hasan Askeri sensin, erenlerin güneşisin, güneşin kaynağı olan hazinesin, zamanın sahibi Mehdi’sin. Ali Mürteza geldi, evliyalar ulusu Hünkâr Hacı Bektaş Veli geldi.

 

Hüseyn’im der yare neden

Yaralandık çare neden

Konan göçtü bu haneden

Şimdi sıra bize geldi

 

Hüseyin’im bu yare nedendir? Yaralandık çare neredendir? Bu dünyaya gelen göçtü, şimdi sıra bizlere geldi.

 

 

Sözlük:

 

Arâm: Yerleşme, karar kılma, eğleşme.

Arş: Gökyüzü. Yedinci ve en üst gök katı! Hakk’ın isim ve sıfatlarının ortaya çıkma, belirme yeri.

Asel: Bal.

Âta: Hakk’a yürümüş olan can.

Azim: Kesin karar vermek.

Azm-i râh: Yola gitmeye karar vermek.

Burak: Hz. Muhammed’in Miraç’a çıkarken bindiği at. Ruhu Hakk’a götüren aşk.

Cezbe: Vecd; Tanrısal bir duyuşun etkisiyle kendinden geçme durumu.

Çırak-Çerâğ: Tanrı’nın ışık biçiminde görünüşe taşınması, Hz. Muhammed’in Tanrı’dan gelen ilk ışık olması, ruhun aydınlanmasının sembolü olarak cem törenlerinde yakılan kandil, mum, lamba ya da çıra.

Dûr: Uzak, durdurma, mani olma.

Engûr: Üzüm.

Enver: Çok parlak, çok güzel.

Eza: Eziyet, işkence.

Ferş: Yeryüzü.

Fevk: Üst, yukarı.

Firkat: Ayrılık. Dosttan, sevgiliden ayrılmak.

Gedâ: Fakir.

Gürûh-u Naci: Tarikat yolunda Tanrı katına ererek kurtulan topluluk.

Güvâh: Şahit.

Hâbib-ullâh: Tanrı’nın sevgilisi (Hz. Muhammed).

Hâtem: Yüzük.

Hikmet: Bilinmez şey, felsefe, Hakk’a uygun düşen söz.

İlânihâya: Varılabilecek en son yer, makam, mekân, huzur.

Kân: Bir şeyin kaynağı, membaı. Hazine.

Kûrret’ül ayn: Göz nuru.

Levh-i Kalem: Üzerine insan kaderinin, olmuş ve olacakların yazılı olduğuna inanılan Tanrısal levhayı; Levh-i Mahfuz’u yazan kalem.

Levlak’e levlak: Tanrı’nın Hz. Muhammed’e, Levlâk’e levlâk lema Halâktü-l eflâk (Sen olmasaydın yeri göğü yaratmazdım, var etmezdim) şeklinde hitabı.

Mahfel: Toplantı yeri, görüşülecek yer.

Mâh-i tabân: Parlak ay, parlayıcı.

Mihr: Güneş.

Mihr-i kan: Güneş gibi, güneşin kaynağı.

Mirâç: Yukarıya çıkma, yükselme.

Miraçlama: Hz. Muhammed’in miraç yolculuğunu ve dönüşünde Kırklar Meclisine katılışını anlatan nefes ve deyişler.

Münevver: Aydınlatılmış, nurlandırılmış.

Münteha: Sona ermiş, sonlanmış olan. Son, uç.

Mürvet: İnsaniyet, iyilik sevme, cömertlik.

Nev-civan: Taze, genç, delikanlı.

Nigâh: Bakış.

Nik-nâm: Namı iyi olan, ünü iyi olan.

Nur-u Vahid: İnsan, Tanrı, Evren. Hak, Muhammet, Ali birliğinin ışığı; Tanrının ışığı!

Penâh: Sığınak; Sığınılacak yer.

Pür: Çok.

Râh: Yol.

Sacid: Secde eden, alnını yere koyan.

Setret-ül Münteha: En son aşama, daha sonrası olmayan durak. Miraç’ta Hz. Muhammed’in vardığı son merhale.

Sib: Elma.

Şems: Güneş.

Şerer-nâk: Kıvılcım, kıvılcımlı. Gözün bakmaya tahammül edemeyeceği yakıcı aydınlık, parlaklık. Ateş saçan, kıvılcım saçan.

Şey’en lillah: Allah için, Hak için bir şey isteme.

Şîr: Arslan (Arapça); Süt (Farsça).

Tebârek: Hak mübarek etsin, kutlu olsun anlamında dua.

Tevhid: Birlik, birleme, bütün varlık âleminin Tanrı’da bir olduğuna inanma.

Uçmak: Cennet

 

 

Feyzullah Çelebi

 

Miraçlama

 

Mirâç okudu Cebrail

Muhammet Mustafa mâh’î

Hak emrine oldu kail

Eyledi hem azm-i râh’î

 

Gâipten yandı bir çırak

Çünkü yakın oldu ırak

Cebrail getirdi Burak

Bindi ol Habib-ullâhî

 

Burak kadem bastı arş’e

Erişti fevk ile ferş’e

Hak kadirdir cümle işe

Eyledi bu gez-nigâhî

 

Bir nida erişti Hak’tan

Ya Muhammet in Burak’tan

Göz kamaşır şerer-nâk’tan

Müminlerin Kıblegâhî

 

Yolda ı-rast geldi bir şîr

Ya nedir bu işe tedbir

Hatemini ağzına ver

Sundu iki cihan Şâh’î

 

Çıktı sitr’el müntehaya

Erişti ilanihâya

Kavuştu Sırr-ı Hüda’ya

Seyretti Cemalûllahî

 

Onda gördü bir nevcivan

Yüzü şems-i mâh-tabân

Cemaline oldu hayran

Nazar kıldı âl-Âllahi

 

Sordu doksan bin kelâmı

Hak ile nik-ü nâmı

Bir dem eyledi ârâmı

Bu ne sırdır ya ilâhî

 

Gaipten geldi yeşil el

Verdi sib, şir, engûr, asel

Ol demde gördü bir mahfel

Selman’ın şey’en lillâhî

 

Ayak üstü kalktı server

Oldu gönül gözü enver

Sır ile oldu münevver

Dedi bu hikmet ilahi

 

Oldu mirâcın mübarek

Hak kıldı Kur’an tebârek

Şanına levlâk-e levlâk

Padişahlar padişâhi

 

Vardı Kırkların cemine

Oturdu Hak makamına

Hû dedi gerçek demine

Dem be dem Resûlullâhi

 

Buyurdu ol nur-u vâhid

Size armağan bu tevhîd

Cümlesi de oldu sâcid

Zikretti Kelâmullâhî

 

Kırklar bir şerbet içtiler

Can ile baştan geçtiler

Cezbe-i aşka düştüler

Ettiler Kırklar Semahî

 

Gözleri kurret-ül ayn

Ali bin Hasan Hüseyin

İmam-ı Zeynel Abidin

Gürûh-u Naci güvâhi

 

İmam Bakır, İmam Cafer

Musa Kazım, Rıza server

Şah Taki, Ba Nakî, Asker

Muhammet Mehdi Penahî

 

Âta bahşeyle lütfundan

Dûr eyleme rahmetinden

Mahrum koyma şefkatinden

Gedâ Feyzi pür günahî

 

                                                          -  Makaleler  -