Âşık Remzâni

 

 

 

Deyişlerin Dili 6  Genç Abdal

 

Dertli Divani

 

Deyişler yüzyıllar buyu muhabbet erkânı içinde, cem meydanında aşk ile aşığın dilinden ve sazının telinden güzel nağmelerle bugünlere taşınmış.

 

Yolun kurallarını öğrenmeye ve içselleştirmeye talip olan canları olduğu kadar aslında âşıkları, sadıkları ve arifleri de olgunlaştıran, pişiren muhabbet erkânıdır.

 

Muhabbet: Sevgi ile aşk ile dostça yapılan sohbet.
Erkân: Yolun temel kurallarını, süreği ve işleyişi ifade ediyor.

Muhabbet Erkânı: İnandığımız yolun değerlerini sevgiyle, aşkla “Bildiğimizin âlimi, bilmediğimizin talibi” anlayışıyla öğrenme ve öğretme olarak açıklanabilir.

Ulu ozanlarımızdan Genç Abdal’ın muhabbete dair altı beyitten oluşan deyişini önce bir anlamaya çalışalım:

 

Muhabbettir eyâ dâder, rumuz-u sırr-ı veçhullah
Muhabbetle küşad oldu, kitab-ı küntü kenzullah

 

Muradı ehli uşşakın muhabbetten murad alma
Muhabbetle tavaf eyler, hakikat beytini Allah

 

Muhabbetle silindi perde-i zulmet eyâ sadık
Muhabbetle bulur tahkik, gönül râh-ı visalullah

 

Muhabbetle derunun varını âşık mutahhar kıl
Muhabbetle erer menziline abd-i atiullah

 

Muhabbetle müzeyyen kıl vücud-u kişverin ancak
Muhabbetle olur lâbüd sana esrar-ı keşfullah

 

Muhabbetle kamu maksuduna naildürür Genci
Muhabbettir demadem dildeki virdim hamdülillah

 

Ey kardeşim, Allah’ın, Hakk’ın yüzünün sırrı muhabbetle remizlendi, gizlendi, perdelendi. Onun, yani Allah’ın, Hakk’ın (Künt-ü kenzen Mahfiyyen) kitabı muhabbetle açıldı. (Hakk’ın varlığı, sırrı muhabbetle bilindi.)

 

Aşk ehlinin muradı ve maksadı bu muhabbetten faydalanmaktır. Onlar daima Hakk’ın gerçek evini (tecelli ettiği gönül, insan-ı kâmil) tavaf, ziyaret ederler.

Ey sadık, karanlığın perdesini silip, yırtıp atan muhabbettir. Gönül, Allah’a, Hakk’a ulaşmanın yolunu ancak muhabbetle bulabildi.

 

Ey âşık, gönlündeki kötülükleri, çirkinlikleri muhabbetle temizleyip cilalandır. Allah’a, Hakk’a muti, tabi, bağlı olanlar menziline böylece erdiler.

 

Vücudunun hisarını (gönlünü, gönül evini, hal ve hareketlerini) muhabbetle süsleyebilirsen, ancak o zaman Allah’ın, Hakk’ın sırlarına erebilirsin.

 

Genci öyle yaptı. Bütün maksuduna muhabbetle erdi. Şimdi dilindeki zikir, şükür an be an hep muhabbet oldu.

 

Bazen Güvenç Abdal’la karıştırılan Genç Abdal aslında deyişleriyle bütün Anadolu coğrafyasında bilinen Edip Harabi gibi Babagan süreğine bağlı bir ozandır.

 

Gördüğün ört, görmediğin söyleme” dizesi adeta yolun kuralı olarak dost meclisinde, muhabbetlerinde ariflerce hep söylenir. Bu özlü söz de beş dörtlükten ibaret olan Genç Abdal’a ait bir deyiştir.

 

Rahat anlayabileceğimiz bu deyişin ilk ve son dörtlüğü şöyle;

 

Muhammet Ali’ye ikrar verdinse
Gördüğün ört görmediğin söyleme
Sıtk ile imanda karar kıldınsa
Gördüğün ört görmediğin söyleme

 

Genç Abdal’ım Hakk’a ermek istersen
Hakk’ın cemalini görmek istersen
Dost yoluna can baş vermek istersen
Gördüğün ört görmediğin söyleme

 

Yol süreği devam ettiği ve kâmil insanların Yol’u sürdüğü süreçte gelenekten olmamasına rağmen nice Genç Abdal, Edip Harabi ve Hilmi Dedebabalar yetişmiş. Şimdi ise geleneğini, inancını kaybedip özünden kopma, yozlaşma ve bazı yörelerde yok olma sürecini yaşıyoruz.

 

Aşk ile…

 

Genç Abdal (Genci, Genci Abdal)

 

1863 yılında Padişah Abdülaziz döneminde dört buçuk ay Sadrazamlık yapan Yusuf Kâmil Paşa’nın eşi Zeynep Hanım, ikrar verip nasip almak için Eskişehir’in şimdiki Seyitgazi ilçesinde bulunan Seyit Battal Gazi Dergâhı Postnişini Pir Mehmet Dede ve yine Seyitgazi ilçesi Aslanbeyli köyünde bulunan Şücaattin Veli Dergâhı Postnişini Mehmet Şücaattin Dedeyi İstanbul’a çağırır.

 

Aynı zamanda musahip olan bu dedeleri konağında haftalarca ağırlar. Bu iki önemli şahsiyetleri İstanbul’daki Bektaşiler ziyaret için Zeynep hanımın konağına gruplar halinde gelirler ve bu esnada cem ayinleri yapılır.

 

Bu arada konağın yetkililerinden birinin ahbabı olan bir can, genç bir divan kâtibini de Zeynep hanımın konağına getirir, dedelerle görüştürür. Bu genç muhabbetlerden fazlasıyla etkilenir ve bir ara kendisi de ikrar verip nasip almak istediğini dedelere söyler, ama dedeler, “Dur hele biraz; yan, yakıl, daha gençsin” deyip geçiştirmişler.

 

Dedelerin memlekete döneceği zaman genç divan kâtibi ağlayarak “Medet, mürvet erenler, beni bu yola alın, mahrum bırakmayın” diye yalvarır. Bu gençteki aşkı görüp dayanamayan dedeler meydan açarlar. Ve konakta İstanbullu Bektaşilerin kefaletinde genç ikrar verip, nasip alır.

 

Bu genç memuriyetten istifa edip mürşit ve rehberiyle birlikte Anadolu’ya gelir. Beş yıl Seyit Sultan Battal Gazi Dergâhında hizmet eder.

 

Pir Mehmet Dede’nin Hakk’a yürümesinden sonra Şücaattin Veli Dergâhına gelir zakirlik postuna oturur. Mehmet Şücaattin Dedenin ve oğlu şair Ali Rıza Hadi’nin de dergâh postnişini iken Genç Abdal, zakirlik ve diğer hizmetlerde bulunur.

 

Aslanbeyli köyünde seksen beş yaşında iken Hakk’a yürüyen Genç Abdal’ın kabri, dergâh avlusunda garipler mezarlığındadır.

 

 

Eyâ: Ey

Dâder: Birader, erkek kardeş.

Rumuz: Simge, gizli anlamları olan işaretler, sözler.

Veçhullah: Allah’ın yüzü.

Küşad: Açma, açılmış.

Künt-ü Kenz: Gizli Hazine, Tanrı, Allah.

Ehl-i uşşak: Aşk ehli.

Tahkik: Bir şeyin doğru olup olmadığını delil ile ispatlamak.

Visal: Kavuşmak, ulaşmak.

Derun: Gönül, ruh, öz.

Mutahhar: Temiz, pâk.

Müzeyyen: Süslenmiş, bezenmiş.

Kişver: Ülke, memleket, bölge, civar.

Labüd: Terki mümkün olmayan, lazım, elzem, zaruri.

Demadem: An be an, her an.

Vird: Zikir, dua.

 

                                                      - Makaleler -